DEM Parti’nin Eş Genel Başkanı sıfatını taşıyan Tülay Hatimoğulları’nın geçen hafta örgüt toplantısında yaptığı konuşma gazetelerde nedense yer almadı. Oysa Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi adıyla kurulan Komisyondan çıkması beklenen kararlara değiniyor, Öcalan için “ültimatom” olarak nitelendirilecek istekler öne sürüyordu. Anlaşılan bu süreci başından beri tanzim edip yürüten güç, bu tarz isteklerin toplumda yoğun tepkilere yol açacağını düşünerek konuşulmasını istemedi; komisyonun çalışmalarının tıkanmaması için bu tarz makyavelist çıkışlar daha epeyce bir süre sümen altına itilmeye çalışılacaktır.
Yarım asra yakındır işletmekte olduğum eczaneme her gün onlarca insan gelir.
1960’lı yıllara kadar gazetelerde pehlivan tefrikaları olurdu. Bu tür yazıların bir hayli de tiryakisi vardı. Millî sporumuz güreşle alakalı haberler gazete sayfalarını süslerdi. İnsanlarımız, güreşçilerimizin olimpiyatlardaki başarılarıyla memnun ve mesut olurlardı. Köy ve mahalle duvarları, şampiyon güreşçilerimizin büyük boy fotoğraflarıyla süslenirdi. Şampiyon olan, madalya kazanan, güreşçilerimizin sayısı azaldıkça güreşle ilgili yazılar ve tefrikalar da azaldı.
Okullarda ilk zil, 8 Eylül 2025 Pazartesi çalacak ve 18 milyonu aşkın öğrenci ders başı yapacak. Yeni dönemde, okulların belirli forma konusunda bir mağaza veya tedarikçiye yönlendirme yapmasına izin verilmeyecek. Veli istediği yerden forma alabilecek. Okulun forması 4 yıl geçmeden değişmeyecek. Bu konuda sıkı denetimler yapılacak.
BAYRAM Bayram, hepimizin hakkı; gariban, insan değil mi? Dünya hem sana hem bana, tek ortak mekân, değil mi?
Türk tarihinde ağustos ayı büyük savaşların ve zaferlerimizin yaşandığı bir aydır. Bunların bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:
Türkler, insanlığın faydalanacağı bilgilerin üretilmesinde önemli görevler başardılar. Müslüman olmadan önce, savaş âletleri yapımında, demircilik, ziraat, hayvancılık, tıp ve sanat gibi alanlarda dikkate değer tecrübe sağlamışlardı. İslâmiyet’i kabul etmelerinden sonra gerek insanî gerekse İslâmî ilimler alanında önemli atılımlar gerçekleştirdiler. Medreseler ve diğer eğitim kurumlarıyla İslâmiyet’e hizmet ettiler.
Doğrudan Devlet Destekli TDK, "Dil Devrimi" ve RİT (Resmî İkāmeli Türkçe) hareketini tam anlamak imkânsız.
Babalarının, fedakârca çalışmalarını anlatan 20 kişi ile yapılan sohbetlerin kitabı… Ömer Hünkâr Ilık’ın gayretleri ile hazırlanan kitap için Rotterdam Belediyesi destek verdi.
Sorunlar yumağına dönüşen uzun, sıcak ve kurak bir yaz mevsimini tamamlamak üzereyiz. Üç hafta sonra okullar açılacak; ama takvimlerde yazılanların aksine daha serin ve yağışlı bir döneme geçilmeyeceği, şimdiki iklim şartlarının süreceği anlaşılıyor.
İnancı sağlam bir Müslüman için rehber, Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimiz’in sünnetleridir. Her Müslüman gerek iyi niyetli gerekse kötü maksatlı, kendisine yapılan her telkini bu süzgeçlerden geçirmek mecbûriyetinde olduğunu bilmelidir. Bu mecbûriyete uyabilen Alevîler’in sayısı, hiç de az değildir. Onlarla Sünnîler’in anlaşmazlığı yoktur.
Aslında, Çınarlı gibiler, maalesef, her zaman hatırlanmıyor ve ihmâl ediliyor…
İslâmiyet’in Kur’ân-ı Kerîm’den ayrılmayan değişik yorumları, Kaynağını Uluğ Türkistan’da Ahmed Yesevî’den (1093-1166) alan sevgi ırmağı; Hacı Bektâş-ı Velî (1209-1271), Sarı Saltuk (1369-1429), Yunus Emre (1238-1328), Geyikli Baba (1275-1350), Somuncu Baba (1331-1412) ve Hacı Bayram-ı Velî’den (1340-1430) oluşan kolları ile bizi kuşatıyor. Bu kaynaşmada, kendisi için tehlike vehmedenler, Türkiye Müslümanlarını, Sünnî - Alevî diyerek bölmeye çalışıyorlar. Bölücülere karşı Sünnîler ve Alevîler birleşmeli. Nerede? Diye sormaya gerek yok. Birleşme yeri bellidir ve tektir: Alevî - Sünnî çatışması çıkarmak isteyenlerin karşısında birleşilecektir. Bu birleşme, gerçekte ‘ aslına dönüş’ olacaktır. Çünkü başlangıçta hiçbir ayrılık - gayrılık yoktu. Birdik, birlikteydik.
Güzel vatanımızda yaşayan ve yaşamaya devam etmekte kararlı olanlar; farklı gruplara, değişik düşünce ve yorumlara değil, farklılıkların ayrılıklara dönüşmesine karşı çıkmalılar. İslâmiyet’in farklı renk tonlarının zenginliğimiz, dilediğimizi seçme hürriyetimiz olduğunu bilmeliler.
Allah kelimesi Arapça bir sözcük olup; evreni yaratan ve yöneten en yüce varlık, yaratıcı kudret anlamında olup ilah kelimesinden türemiştir. Kelime aslında ilah idi. Daha sonra bu kelimenin başına (el) takısı getirilerek (el-ilah) şeklini almıştır. Zamanla bunun telaffuzu Allah şekline dönüşmüştür. Bu kelime bugünkü Türkçemizle (Allah) tarzında söylenmektedir. Allah kelimesi yerine “Tanrı”, “Çalap” kelimeleri ya da herhangi bir dildeki bir isim da yaratıcı için kullanılabilir. Ancak, Kur’an-i Kerim’deki kullanılış şekli ile (Allah) tarzında söylenmesi Müslümanlar için daha güzel bir davranış olur.
Milletler, iktisâdî savaş yanında; belki de ondan daha hızlı, ondan daha yaygın, ondan daha tesirli ve hattâ hepsinden daha ‘vahşî’ bir kültür mücâdelesi vermektedir.
Prof. Dr. SADIK KEMAL TURAL: 1946 yılında Kırıkkale’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini doğduğu şehirde yaptı. Fark derslerini vererek Samsun İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. DTCF’de başladığı yükseköğrenimini, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı.
İranlılar tarafından ‘simurg’ Araplarca ‘anka’ biz Türklerde ise ‘zümrüd-ü anka’ olarak bilinen bir kuş cinsidir. İslâm tasavvuf ve sanatında geniş çaplı olarak yer alır. Efsânelere göre Kafdağı’nın tepesinde yaşamaktadır, çok parlaktır ve ona bakanların gözü kamaşır. Ayrıca insanlar gibi düşünür ve konuşur.
Prof. Dr. Sadık K. Tural: 820-920 yılları arasında Asya’daki Türk topluluklarından oluşan nüfusun büyük çoğunluğu İslâm dinine girdi. 1100 yılı sonlarına kadar, İslâmî kavram ve terimlerin bir kısmı Türkçe kelimelerle karşılandı. Meal ve tefsir çabalarında Türkçenin öz gücünden yararlanıldı.
BİR OKUYUCUMUN GÖNDERDİĞİ MEKTUP: ORMANLARIMIZI YUNAN-PKK YAKIYOR! İKTİDAR-MUHALEFET BAKIYOR! İÇİŞLERİ BAKANI NERDE?! MİT, NE YAPIYOR?!