Doç. Dr. Süleyman COŞKUNER

Kaliteli Yaşam Uzmanı

suleymancoskuner@hotmail.com

Panik ve Korku Yönetimi

İnsanoğlunun hayatı inişli çıkışlıdır. Her gün her şey aynı minval üzere yürümez. Sürekli bir hareketlilik, dinamizm ve esneklik içerisinde yaşamaktadır.  Söz konusu yaşamın içerisinde acısı da vardır tatlısı da. Acılar ve bedeller insanı olgunlaştırır, pişirir, tecrübe kazandırır ve geleceği daha iyi ve anlamlı kucaklamaya zemin hazırlar. Gerçekte hareketli hayat, olması gerekendir. Beynimizin, vücudumuzun, zihnimizin, melekelerimizin, yeteneklerimizin ve hayatımızın her an hareketli ve esnek olması istenilen bir durumdur. Zira atalet, tembellik durağanlık, yorulmadan dinlenmek, ertelemek, vazgeçmek, zamanı yönetememek gibi negatif kaliteli yaşam hırsızları, hayatımızı her yönüyle ziyana uğratmaktadır.

Ancak her hareket ve dinamizm, akıtılan her ter de mübarek değildir. Bazıları bizi ileriye götürüp geliştirirken, yaşamımızı kaliteli kılarken, bazıları da bırakalım ileriye götürmeyi, her yönüyle kaliteli yaşamımızı geriye götürür. En genel şekliyle hareket ve davranışlarımızın yüksek kaliteli olması, bir anlam ifade etmesi, geleceğe miras bırakabilecek nitelikte olması gerekir. Anlamlı olmayan, bedavaya üretilen ve çoğaltılan, attığımız taşın ürküttüğümüz kurbağaya değmeyen, astarı yüzünü geçen eylemler, kendi kendimizi çıkmaza sokan veya kalitemizi düşüren eylemlerdir.

Panik, beklenmeyen bir zamanda, istenmeyen bir şekilde aniden karşımıza çıkan olumsuz, korkutucu, ürkütücü, öfkelendirici, üzücü vb. durum ve olaylar karşısında, içine düştüğümüz olumsuz nitelikli olaylardır.

 Bu olaylar iki şekilde karşımıza çıkar:

1. Bizim olumsuz davranışımız ve katkımız olmadan, yaşamamızın bir gereği olarak, kaçınılmaz bir şekilde başımıza aniden veya yavaş yavaş gelebilen olaylardır. (Depremler, yangınlar, su baskınları, kar, rüzgâr, fırtına, kazalar, yaşlılık vb.)

2. Kendimizin ellerimizle beslediğimiz ve büyüttüğümüz, sonra da yönetmekte sıkıntı çekerek, kaosa ve probleme dönüştürerek paniklediğimiz olaylardır.

(Önemli işleri önemsememe, ihmalkarlık, tembellik, erteleme, biriktirme, soruna odaklanma, bahane bulma, mazeret üretme, şikâyet etme, eleştirme, gıybet etme, ön yargıda bulunma, beğenmeme, hoş görmeme, affetmeme, kin gütme, hasetlik, kıskançlık, kötümserlik, ümitsizlik vb.)

İster kendimiz üretelim, isterse doğanın gereği olsun, panik doğuracak bir olay karşısında ilk yapılacak eylem; PANİK OLMAMAKTIR. Kendi ürettiklerimiz zaten bizim kaliteli insan olmayı ve kaliteli yaşamı beceremememizden kaynaklanmaktadır. Bizim dışımızda ve katkımız olmadan üretilen paniğe karşı alacağımız tavır ise oldukça büyük önem arz etmektedir. Burada tercih yapmak tamamen bizim hür irademize bağlıdır.

a. Dilersek, paniği körükleyerek, etrafı velveleye verip, bağırıp çağırarak, paniği ultra panik haline getirebiliriz. (En tehlikeli tercih).

b. Dilersek, sakin olup sükuneti, sabrı, itidal ve ölçüyü ele alıp, karşımızda çözülmesi gereken bir problem olduğu, bu problemin çözümünü Yaratıcımızın bize ihsan eylediği akıl, bilinç, zekâ, tecrübe ve bilgelik ile çözebileceğimizin bilincinde olabiliriz. (Makul tercih).

Bu iki tercihin arasında daha sayısız nitelikte tercihlerde bulunabiliriz. Önemli olan kendi ellerimizle ve kaliteli yaşamın hırsızları marifetiyle, panik doğurucu suni olayları çıkarmamaktır. Eğer bilerek veya bilmeyerek paniğe gebe bir olayla karşılaşırsak, bu durum akılla, tecrübe ile, cesaretle çözülmesi gereken bir problemdir. Böyle durumlarla hayatımızın her aşamasında karşılaşabiliriz. İllaki panik yaratmak durumunda değiliz. Olan olmuştur. Olmasaydı iyiydi. Ancak bütün tedbir, dikkat ve özenimize rağmen, panik durumu ortaya çıkmış ise, paniklemek yerine, sorunu çözmek, hatta fırsata çevirmek için insanoğlunun yeterli akıl ve zekâsı mevcuttur. Sorunun çözümü için ilave enerji ve güce ihtiyacımız vardır. Eğer panik yaparak mevcut enerjimizi de kaybedersek, paniğin girdabına teslim olduk demektir. Bu durumda panik bizi yönetmeye başladı demektir. Kendi ellerimizle ürettiğimiz ve girdabına girdiğimiz bir sorunu çözemeyerek ve hatta büyüterek, "Kaderim böyleymiş, ne yapayım" kolaycılığına kaçmak kaliteli bir insanın işi değildir. O zaman İsra 13'ün dediğine kulak tıkamış oluruz. (Kader deyip geçmeyin. Biz, insanların kaderini kendi çabalarına bağlı kıldık).

Artık biliyoruz ki neyi çok tekrarlarsak (olumlu veya olumsuz), bilinçaltımız o eylemi otomatik pilotuna bağlayarak, alışkanlıklarımız arasına sokuyor ve huyumuz haline geliyor. Eğer, en küçük bir durumdan korkmayı ve panik üretmeyi alışkanlık haline getirmişsek, panik ile yaşamayı "öğrenilmiş çaresizlik" haline getirdik demektir. Bir kaba ne girdiyse diğerlerinin girme şansı kalmadığı gibi, zihnimize korku ve panik olumsuzlukları girdiyse, panzehirleri olan, sabır, sükûnet, anlama, çözüme odaklanma, sakin olma, iyi tarafını görme, "bizim şer zannettiklerimizde dahi bir hayır vardır, biz bilemeyiz" düsturunu uygulama güzelliklerine yer kalmadı demektir.

O halde, öncelikle bedavaya panik ve korku üretmeyelim. Kaçınılmaz olanları sakin karşılayarak, çözülmesi ve bilgelik yolunda ilerlenmesi gereken tecrübeler olarak algılayalım. Güzel ve kaliteli yaşamanın bir maliyeti olduğu, emeksiz yemeğin olmadığı, her akıtılan terin de mübarek olmadığını unutmayalım. Paniklemenin ve korkmanın, panik yönetimini dumura uğratacağını, problemi çözmek bir yana sürekli artıracağını gözden kaçırmayalım.

UNUTMAYALIM: Bizi öldürmeyen her türlü sıkıntı, zorluk, engel, panik ve problemler bizi daha güçlü kılar. Ancak kaliteli bir şekilde yönetmesini becerebilirsek.

Selam sevgi ve dualarımla...

Allah'a (cc) emanet olunuz.