Sayın Okuyucularımız; 30′ u aşkın yayımlanmış kitapları bulunan, değerli dostumuz ve büyüğümüz (86) araştırmacı gazeteci yazar Sayın Oğuz ÇETİNOĞLU’nun, Bilgeoğuz yayınlarından çıkmış (2024) “MİSYONERLİK” adlı kitabını (246 sh.) dikkatle okudum. Misyonerliğin ortaya çıkışından günümüze kadar uzanan serüvenini, metotlarını, her türlü faaliyetlerini, detaylı şekilde ortaya koyan bu kıymetli kitabı, her şuurlu aydın, akademisyen, bürokrat ve dava adamlarının okumasını ve değerlendirmesini tavsiye ediyoruz. Kitaptan yazarının izniyle, alıntılar yaparak, değerli okuyucularımızı bu önemli ve hayatî konuda; kısa özet olarak bilgilendirmeyi, millî bir görev saymaktayız. Nedir misyon, misyoner ve misyonerlik? “Bir kimseye, bir heyet ve topluluğa, dinî, ilmî, siyasî, askerî ve benzeri sahalarda verilen yüksek bir maksat taşıyan özel vazifeye “MİSYON” diye tarifi yapılmaktadır. Dinî vazife olarak Hristiyanların, Hristiyan olmayan insanlara, doktor, öğretmen, ev işleri hakkında bilgi veren hanımlardan, sanat ve müzik eğitimi veren kişilere kadar, pek çok meslek mensubundan faydalanılarak, Hristiyanlık propagandası yaparak, çeşitli usüllerle onları Hristiyanlığı kabul ettirme çalışmaları, MİSYON, bu işleri yapan rahip, papaz ve diğer kişilere de MİSYONER denilmektedir. Kısacası,misyonerlik, Hristiyanlığı yaymaya ve insanları kabul ettirmeye yönelik teşkilatlı bir çalışmadır. (A.g.e:sh, 21). Müslümanlık’ta ve Musevilikte misyonerlik çalışması yoktur. Müslümanlıkta peygamber, din adamları ve bütün mensupları, sâdece tebliğ ve dâvet etmekle vazifeli ve yetkilidir. Müslümanlığı kabul ettirmeye çalışmak ve İslâmiyet’in emir ve yasaklarına uymalarını sağlamak için insanlara baskı yapmak hakkına hiç kimse sahib değildir. (A.g.e.sh, 21). Herkesin bildiği gibi, mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresi 256. Ayetinde* “Dinde zorlama yoktur” buyurulmakta ve yine Kafirun Suresi 6. Ayetinde:* “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır” denilmektedir. Misyonerliğin ortaya çıkışı, gelişmesi, Hristiyanlığın misyonerlerce dünyaya yayılması, misyonerlik ve tebliğ, çalışma metotları ve hedefleri vb. konular, uzun açıklamaları gerektirdiğinden, bu detaylara girmeden bazı dikkat çeken uygulamalara yer vermek isteriz. Misyonerliğin dünya genelinde düşünülen bir faaliyet olarak öne çıktığı bu devirde, yeni dünya şartlarına uygun bir terminoloji oluşturulmasına ihtimam- özen gösterildiği anlaşılmaktadır. Mesela; “DİYALOG, HOMOJEN BİRLİK, MİLLİ/YERLİ Kiliseler, MAN MİSYONU” vb. kavramlar misyonerlerin konuşmalarında ağırlık kazanmıştır. (A.g.e.sh,58). Günümüz misyon teknikleri arasında en dikkat çekici olanı “KÜLTÜRE UYARLAMA” yöntemidir. Hıristiyanlığın bir kültür değil, bir KÜLT olduğu dolayısıyla yalnızca Avrupa ve Kuzey Amerika gibi Hristiyan geleneğin altında ki bölgede değil, bütün dünyada mahalli gelenek ve âdetlere uyarlanması gerekliliğini düşünmektedirler. Böylece Hristiyan öğretileri, mümkün olduğu ölçüde, mahallî geleneklere uyarlanıp halka sunulur. Müslümana hitabta, onların kullandığı dinî terminoloji kullanılır. Mesela; Afrika’ da çok eşliliğin yaygın olduğu bazı bölgelerde, misyonerler çok eşliliğe karşı çıkmamışlardır. (A.g.e.sh, 59). Sosyal faaliyetler de son derece önem arz eder. “ARKADAŞ EVANJELİM”i olarak adlandırılan arkadaşlık ilişkilerinin kurulması yanında, çocuk kulüpleri oluşturmak, kreş ve anaokulları kurulması gibi çalışmalar, düşkünlerin barındığı evlere ziyaretler düzenlemek, sağlık problemleri ile ilgilenmek, yalnızlık sıkıntılarına çözüm getirmek gibi işler, sosyal faaliyetlerin arasındadır. Misyonerlerce işletilen “KÜLTÜR EVLERİ”, yetenek ve dil geliştirme kursları, dostluk evleri, bazı turizm ve danışmanlık büroları gibi kuruluşlar, misyonerlerin hedef seçtikleri çevreyi tanımaları ve mahalli halkla arkadaşlık ilişkileri geliştirmek açısından ideal ortamlar olarak görülür. (A.g.e. sh, 60). İslam Ülkeleri ve Yurdumuza Yönelik Misyonerlik Usulleri: Bu konularda, sayısız çalışma, (kitab, makale, tez, web sayfası vb.) yayınlanmıştır. Mesela; ABD merkezli bir kuruluş olan İnternational School of Teology’nin web sitesinde, Charles D. EGAL, “Ministering of Muslims” başlıklı yazısında, kullanılacak metotlarla ilgili şu hususları belirtiyor: “Müslümanlarla irtibatta, toplumun din dilini kullanmalı, dua ve vaazlarda, Kur’an’dan ve İslam kültüründen, Hristiyan teolojisiyle uyum içinde olan pasajlar, ifadeler kullanmalı. Mesela; Fatiha Suresinin çok uygun olduğu belirtilir. Ancak muhataba, Kuran’ın bir VAHİY olduğu kanaati uyandırılmamalıdır. Müslümanları iyi anlamak ve onlarla giyim, kuşam, hayat, adetler, dil vb. konularda özdeşleşmek gerekir. Mesela; Cuma ibadetine paralel, Cuma vaazları düzenlenebilir. Ev kiliselerinin liderleri, rahib ve pastörleri, imam şeklinde sunulabilir. Önem verilen ABDEST, bir günah itirafı ve Tanrı’ya yakarışın yeni bir yolu olarak kabul edilebilir. Misyonda, mümkün olduğunca yerli halktan kişiler kullanılmalıdır. (A.g.e. sh, 62).
Hristiyan dünya, Ortaçağda ve onu takip eden asırlarda, önce Haçlı seferleri ile sonra emperyalist faaliyetler yoluyla amacına ulaşamayınca, kültür savaşına yönelmiş, bunun tabii neticesi olarak da, “şarkiyatçılık, diyalog ve misyonerlik çalışmalarını hızlandırmıştır. Planın kurmayları olarak yetiştirilen misyonerler, insanî yardımları, barış ve hoşgörüyü, diyalog ve sevgiyi öne çıkararak faaliyetlerini gerçekleştirme yoluna gitmiştir. Projelerin asıl hedefi siyasidir ve çalışmaların temel faktörü emperyalizmdir. (A.g.e.sh, 64). Türkiye’ de ilk misyoner teşkilatı 1820 de kurulduktan sonra, bütün Anadolu ‘da hızla yayıldı. İstanbul, Beyrut, Trabzon, Erzurum, Antep, Sivas, Adana, Merzifon, Diyarbakır, Urfa, Maraş, Kayseri, Harput, Tarsus ve Van merkezleri faaliyete geçer.
1897 yıllına gelindiğinde, Osmanlı Devleti sınırları içinde 624 misyonerlik okulu ve bu okullarda yaklaşık 27.000 öğrenci bulunuyordu. (A.g.e.sh,84-88) Amerikalı Dr. Earle:” misyonerler ve din adamları, dünyanın hiçbir ülkesinde, Türkiye’ deki kadar emperyalizme hizmet etmemişlerdir” demiştir.
Osmanlı Devletinde, açılan en meşhur ve bilinen misyoner okulları; 1863 de açılan İstanbul Robert Koleji (1971 de Boğaziçi Üniversitesine geçen kampüsü, Türk hükümetince devralınmıştır), 1876 da açılan Tarsus Amerikan koleji, 1878 de açılan Elazığ – Harput koleji ve 1886 da açılan Merzifon Anadolu kolejidir. Okullar belli bir süre, ABD merkezli ” ABCFM” adlı misyoner teşkilatınca desteklenmiştir. Ülkemize yönelik misyonerlik faaliyetleri Cumhuriyet döneminde de kesintiye uğramamıştır. Atatürk tarafından 1935 de masonluk ve misyonerlik faaliyetleri yasaklanmıştı, fakat 1945 ten sonra demokrasiye geçiş ile birlikte, hürriyet havasından istifadeyle artış göstermiştir. (A.g.e. sh, 100).
(DEVAM EDECEK)