Abdullah KÖKTÜRK

Eğitimci - Siyasetçi

Urumçi’li Bir Kız Öğrenci

2007 Yılıydı.

Belediye başkanlığı yaptığım bir zaman diliminde, Bekirdere muhtarımız rahmetli ÖMER TURAN telefonla beni aradı.

Telefonda ‘’Başkanım evimizde Doğu Türkistanlı bir öğrencimiz var, seninle görüşmek istiyor’’ dedi.

Bende ‘’Telefonla değil ben evdeyim, evime gelin yüz yüze görüşelim’’ dedim.

Bir araba göndererek, muhtarımızın evindeki misafir Uygur öğrenciyi evimize getirttik.

Evimizde de güzel bir karşılama ve tanışmayı da hep beraber yaşadık.

Öyle ya, taa Doğu Türkistan’ın Urumçi kentinden bir Türk kızımız evimize misafir olmuştu.

Karşılıklı hal – hatır sormalardan sonra da tanışma faslına geçtik.

Misafir kızımızda, kendini tanıtma sırası geldiğinde ‘’Benim adım Marifet Mahmut, Doğu Türkistan’ın URUMÇİ şehrindenim. İstanbul Üniversitesi TÖMER’de de öğrenciyim, Babamda Uramiç’de halen öğretmen olarak çalışmaktadır’’ dedi.

Bu arada da dedesinin cami çıkışında, namaz kıldığından dolayı Çinli görevlilerce dövülerek öldürüldüğünü de anlatırken bir ara kendini kaybetti. Hıçkırık ve ağlamalardan sonrada baygınlık geçirdi. Dedesini tekrar sayıklamaya başladığında da Çin zulmünün dehşetini bizlerde orada yaşar olduk ve insan olarak da bu duygu selinin bir parçası olduk.

Çocuk psikolojisi içinde, işkence edilerek öldürülen dedesini, o anını unutması tabi ki düşünülemezdi zaten.

Tahminen bir saat sonra, kısmen de olsa kendine geldi, toparlandı. Tüm ev halkı ve diğer misafirlerin bulunduğu bu ortamda kendisini teselli ettik.

Sonunda böyle psikolojik bir ortam içinde de olsa yine sohbetimiz devam etti.

Kısaca; Marifetle de böylece tanışmış olduk misafir ettik, ilgilendik.

Daha sonra da eşimle birlikte İstanbul da kaldığı eve götürüp bıraktık. Vedalaşarak ayrıldık.

Bu tanışmadan sonra, ev ve okulla ilgili ihtiyaçlarına da yardımcı olduk ve katkı sağladık.

Bu diyalog ve dayanışma da böylece bir yıl devam etti. Daha sonra ise telefonları değişmiş ve Ankara’ya gitmiş olmalı ki irtibatımız koptu.

Aile olarak ta bu kızımızı hep merak ettik. Ne yapıyor? Okulu bitirebildi mi? Türkiye demi, yoksa Doğu Türkistan’a, Urumçi’ye döndü mü diye.

Önceden babası ile konuştuğumuz telefon numarası ile de irtibat kesildi. Onunla da konuşamaz olduk.

Nihayet bir Eylül sabahı eski il yönetiminden tanıdığımız HİCRAN BOZKURT hanımefendi telefondan beni arayarak ‘’Başkanım sizin yıllar önce ilgilendiğiniz ve yardımcı olduğunuz Uygur kökenli bir öğrenci sizi arıyor ve sizinle görüşmek istiyor’’ dedi.

Bende ‘’Tabi görüşelim hatta bana bir konum atın, sizin bulunduğunuz yere ben geleyim’’ dedim.

Bu arada da kim olabilir diye de hep düşündüm. Birçok yabancı öğrenciye yardımcı olduğumuz için, kim olduğunu çıkartmam mümkün değildi. Hele çok eski yıllardaki bir öğrencinin beni arayıp bulabileceğini, hiç mi hiç düşünmedim.

Nihayet bana verilen konumla, söylenen adrese vardığımda, karşımda bir öğrenci değil, Orta yaşlı bir hanımefendi duruyordu. Öyle ya 2007’li yıllar nerede 2025 yılı nerede? Tam 18 yıl sonra biri karşımda idi.

Ve bana hitaben ‘’Başkanım beni hatırladınız mı?’’ Der demez ses tonundan çıkardım. Üstelik yıllarca ne oldu ne yaptı acaba diye merak ettiğimiz kızımız şimdi karşımızda idi.

El öpmeyle başlayan, üç-beş dakika da süren bir buluşma özlem ve mutluluğu hep beraber yaşadık.

İsmini hatırladım’’ Marifet hoş geldin. Nihayet buluştuk, kavuştuk nasılsın’’ dedikten sonra, buluşmamızı sağlayan ve orada hazır bulunanlara da teşekkür ettim.

İşte; 18 yıl önce moral, motivasyon yönünden yardımcı olduğumuz. Ekonomik yönden de katkı sağladığımız, Urumçi’nin mücadeleci bu güzel insanı ise artık karşımda duruyordu. Nihayet de sonunda tekrar kavuşmuştuk.

Marifete merakla sordum.

Ne yapıyorsun? Neredesin? Okulları okuyabildin mi? Buna benzer sorulardan sonra.

Marifette bize’’ Başkanım sayenizde İstanbulda ki TÖMER’i başarıyla bitirdim. Daha sonra da Ankara Gazi Üniversitesi fizyoterapi bölümünü okudum. İki yılda Çin’de alternatif tıpla ilgili eğitimde aldım. Şimdide ANKARA da kendi kliniğimde FİZYOTERAPİST olarak çalışıyorum.

Ayrıca bir de lokanta açarak, mağdur durumda olan Uygur vatandaşlarımıza da iş imkânı sağlamaya çalışıyorum. Lokantamda sadece karınları doyurmuyorum, Gönüllerini de doyurmaya, dertlerini dinlemeye ve çare olmaya çalışıyorum’’ diyerek.

18 yılın brifingini de böylece vermiş oldu.

Yaptıkları bu çalışmalardan dolayı da çok mutlu olduğumu söyleyerek kendisini tebrik ettim. Çalışmalarının ve başarılarının devamını diledim.

‘’Başkanım sizin hakkınızı ben nasıl öderim’’ gibi cümleler sarf edince, bende ‘’Marifet sen bu başarı ve çalışmalarınla zaten çoktan ödemişsin’’ dedim.

Yok hocam olmaz. Sizi İstanbul Zeytinburnunda ki Uygur lokantasında ağırlamak. Hem de Uygur Türkleri yardım ve Dayanışma derneği başkanıyla sizi tanıştırmak istiyorum diyerek bir davette bulundu.

Bizde ertesi gün bu davete icabet ettik. İZMİT’TEN ERGÜN BERDAN arkadaşımızla da beraber, İstanbul Zeytinburnu’na gittik. Uygur dernekleri başkanı ADİL İSLAM beyle tanışmış olduk. Marifet hanımın kendi elleriyle yapmış olduğu baharatlı Uygur yemeklerini tanımış, hem de bu sevgili öğrencimizin gönlünü hoş etmiş olduk.

Bu arada da kendilerini İzmit’e evimize davet ederek, eşi ve çocuğu ile misafir olmalarından memnun olacağımı söyledim.

Marifette bu teklifimden memnun olmuş olmalı ki, elimi öptü ve kendisi de eşimle birlikte bizleri Ankara’ya davet etti.

İşte yılların hasretliği, daha sonra da tekrar bir araya gelebilmenin mutluluğunu hep beraber yaşadık. Bundan sonra da ömürler sürdüğü sürece de bu güzelliklerin devamı dileklerimizi paylaşarak ve önemli gün ve de işlerde beraber olabilme umuduyla vedalaştık.

Anılarımdan…