Abdullah KÖKTÜRK

Eğitimci - Siyasetçi

Değişen Dünya Şartlarında Yeni Dengeler

Güzel Anadolu coğrafyamızın, tarih boyunca birçok millete ve kültüre ev sahipliği yaptığına, adeta analık ettiğine şahidiz. Bu coğrafyada gerek Selçuklu gerekse Osmanlı döneminde Türklerle Ermeniler uzun yıllar barış içinde yaşamışlardır.

Ne zamana kadar?

Osmanlı’nın çöküş ve dağılma dönemine kadar.

Osmanlı Devleti’nin ne kadar da çok düşmanı olduğu, parçalanma sürecinde açıkça ortaya çıkmıştır. İmparatorluk yalnızca dağılmakla kalmamış, daha sonra sıkıştığı Anadolu topraklarında da rahat bırakılmamıştır. Bir taraftan komşu ülkeler, diğer taraftan dünya emperyalist güçleri tarafından, sürekli saldırılara ve düşmanlıklara maruz kalmıştır.

Başta İngiltere, Amerika, Fransa ve İtalya olmak üzere birçok Avrupa devleti Anadolu topraklarını işgal etme ve bölme planlarıyla uğraşırken, Ruslar da boş durmamıştır. Bu süreçte özellikle Ruslar öncülüğünde, o güne kadar Osmanlı çatısı altında barış ve huzur içinde yaşayan Ermeniler de kışkırtılmaya başlanmıştır.

Oysa, Ermeniler Osmanlı döneminde özellikle maliye ve dış işlerinde önemli görevler de bulunmuşlardır. Altın, bakır ve gümüş işçiliği ile birlikte ticaret alanlarında da her zaman ön sıralarda yer almışlardır. Bu dönemlerde de altın çağlarını yaşamışlardır.

Batıda da İngilizlerin kontrolü altında bulunan Yunanlılar da Anadolu’yu işgal etmeye ve büyük kıyımlara başlamışlardır. Güneyde ise Fransızlar ve İtalyanlar Anadolu topraklarımızı işgal etmekle meşguldürler.

Bu sırada da en korkunç işgal ve katliamlar doğuda, Rusların kontrolü altındaki Ermeniler tarafından gerçekleştirilmekteydi. Kısa süre içerisinde, Türk halkı bu ihanet ve hainliğe karşı toparlanmış, silahlanarak da kendini korumasını da bilmiştir.

Daha sonra da Kazım Karabekir Paşamızın düzenli orduyla bu bölgeye gelmesiyle de bölgede huzur tamamen sağlanmıştır. Van, Erzurum, Gümüşhane ve Bayburt gibi birçok şehir ve kasabamızda Ermeniler tarafından yapılan işgal ve katliamların devamı da böylelikle önlenmiştir.

Anadolu’yu, istedikleri gibi daha fazla parçalara bölemeyen Müslüman Türk düşmanı emperyalistler, bu kez Anadolu’yu Orta Asya Türk yurdundan koparma çalışmalarına başlamışlardır. Orta Asya Türk dünyası ile aramıza İran’ı oluşturdular. İran dediğimiz toprak parçası tarih boyunca Türk yurdu olarak kalmış ve Türkler tarafından yönetilmişlerdir.

Ta ki, 1925 yılına kadar…

Bu tarihlere kadar, KAÇAR Türk Hanedanlığı tarafından yönetilen bu topraklar, iç ve dış güçlerin organize ettiği müdahaleler sonucunda, Türk yönetiminden koparılmış ve Türkistan ile aramıza, Farsi’lerin yönetiminde bir İran devleti oluşturulmuştur.

Hemen bunun yanında, yine Türkistan bölgemiz ile Anadolu’nun arasına, özellikle Rusların organize edip planladığı bir Ermenistan devleti kurulmuştur. Yıllarca da yardımcı oldular ve koruyuculuk yaptılar.

Böylelikle de bir fitne ocağı da kurulmuş oldu. Bu da yetmemiş, bir de “Ermeni soykırımı” yalanını da icat ettiler. Bu mesele ile de yıllarca Türkiye’yi uluslararası alanda siyasi, ticari ve diplomatik pek çok konuda sıkıntıya sokuldu. Ülkemiz üzerine de yıllarca baskı ve tehdit oluşturdular.

Bu yetmedi, Batı dediğimiz ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi Batılı ülkeler de bu işin içinde yer almış, komiteci yetiştirerek ve uzun yıllarca da dış işlerinde görevli konsolos ve elçilik personellerini katlettirdiler.

Daha sonra ise, Türkiye’de bu alanda tedbirlerini aldı ve Ermeni çetelerine hak ettikleri, gerekli cevabı vermesini de bildi.

Gelelim günümüze…

Türkiye’miz ve kardeş Azerbaycan’ımız yıllar içinde güçlendi, büyüdü ve bugün ki dünyada da sayılı devletler arasın da yerini aldı.

Tabi, bu arada gerek TÜRKİYE’MİZ gerekse AZERBAYCAN’ımız geçmişlerini de unutmadılar ve güçlenerek tedbirlerini aldılar.

Özellikle Azerbaycan, Ermenilerin yıllar boyunca gerçekleştirdiği işgallere ve katliamlara karşı bilinçli bir şekilde hazırlık yapmış, üzerine düşeni yerine getirmiştir. Dünya dengelerini, uluslararası şartları ve konjonktürü dikkatle analiz etmiş; sabırla doğru zamanı beklemiştir. Türkiye ile kardeşlik bağlarını her zaman güçlü tutarak, zamana oynamasını bildiler.

İşte, o zaman ve fırsat geldi. Ermenilerin geçmişte katliamlar yaparak işgal ettikleri toprakları tekrar büyük ölçüde geri almasını bildi. Can Azerbaycanımız.

Azerbaycan, Karabağ’da sadece Ermenilere gereken cevabı vermekle kalmadı; onların arkasında duran başta Fransa olmak üzere tüm Batı dünyasına da gerekli dersi vermiş oldu.

Bu arada da tüm dünya da Azerbaycan ile Türkiye arasındaki kardeşliğini ve dayanışmasını görmüş oldu.

Bugün ki günümüz de ise, dünya dengeleri değişmiş, yeni birlikler beraberlikler oluşturulmaya çalışılıyor.

O koskoca Avrupa bırak duraklama dönemi, gerileme dönemine girmiş vaziyette. Fransa, Almanya ve diğer Batı ülkeleri kendi iç sorunlarıyla meşguldür. Başka ülkelerin iç işleriyle uğraşacak ne planları kaldı ne idealleri ne de paraları.

Karşımızda, Amerika tarafından azarlanan Avrupa, Rusya’dan da korkan, ancak yeni birlikte oluşturamayan, yaptığı anketlerde de ülkeleri için savaşacak insan bulamayan bir Avrupa var.

Ne Amerika ne de Rusya da eski havasında değiller. Amerika kendi içinde müthiş bir savaşta. Yakın zamanda ortaya çıkar.

Şimdiler de ise Avrupa’dan, Japonya ve Güney Kore’den bana ne diyen bir Amerika ‘’Ben Amerika kıtasına hâkim olacağım. Grönland adasını bir şekilde elime geçireceğim. Rusya, Türkiye ve Türk dünyasıyla yeni bir oluşum kurmak istiyorum’’ diyen ABD.

Rusya da Ukranya da kilitlendi kaldı. Türk dünyasıyla beraber geleceğe yürümek isteyen bir Rusya ile karşı karşıyayız.

Bugün ki şartlar da, Türk dünyasına hem Avrupa’nın hem de ABD’nin ihtiyacı var. Bu sıcak yaklaşımların arkasında Türkiye ve Türk dünyası ile beraber yürümenin planları var.

Hatta geçen hafta, Japonya bile Türk devletlerini ülkesinde topladı. Japonya, Güney Kore ve Türk dünyası bir birlik oluşturursa şaşırmamak lazım. Japonya da yalnızlığını iyice hissetti. Hatta Almanya da öyle, şimdiler de harıl harıl güçlü ordu kurma hazırlığındalar.

  Neyse, Gelelim Azerbaycan, Türkiye ve Ermenistan yakınlaşmasına.

Karabağ savaşının yenilgisinin üzerinden atamayan Ermeniler, özellikle de Nikol Paşinyan, lider olarak riskleri de göze alarak çok akıllıca bir yol seçti.

Dedi ki. Mealen ‘’Ermenistan’ın aydınlık yolu komşularla geçinmekten geçer. Savaşla bir yere varılmayacağını artık anlamalıyız. Hele karşımızda Türkiye, Azerbaycan varken. Hem Azerbaycan’la hem de Türkiye ile iyi komşuluk ilişkileri içinde olmalıyız. SOY KIRIM safsatası da Rusların uydurmasıdır. Bu defteri de artık kapatmalıyız. Yurt dışındaki lobilerimiz de artık bunu anlamalı, bilmeliler. Uzaktan ahkam kesmekle de bu işler olmuyor. Bugünün gerçeği ise, fakir ve küçük bir ülkeyiz’’ diyerek aktif ve cesaretle adımları da Paşinyan atmış oldu.

Bugün Ermenistan, Azerbaycan’la ve Türkiye ile de zaman zaman bir araya gelerek bazı anlaşmaları da hayata geçirebilmenin mücadelesini vermektedir.

Sınırların açılması, ticaretin gelişmesi, zaman içinde daha da olgunlaşması beklenen güven ve dostluklarda, her tarafın menfaatine olacaktır.

Ermenistan’ı kışkırtacak, gaza getirecek ne Rusya ne Fransa ne de ABD var. Şu haliyle Dünya’nın büyük diye bildiğimiz devletler yeni oluşum ve müttefikler oluşturma peşindeler ve her ülkenin yeterince de derdi var.

Türk milletinin önü çok şükür çok açık, madenlerimizde var, insanlarımızda var, Nüfusumuz var.

Bu barış antlaşmaları aynı zamanda bölgeye istikrarda getirir. Bölge ülkelerini güçlendirir. Hatta bazı konularda kilit ülke haline de getirir. Barış ve istikrar birçok yatırımın gelmesini de sağlar.

Bölgemiz, Asya – Avrupa arasında her yönüyle, bir güvenli köprü durumunda olur. Çok stratejik olan Zengezor yolu da hayat yolunda, bu güzel çalışmaları tamamlanmış ve hayat vermiş olur.