Murat YILDIRIM

Emekli Vâli - Yazar

[email protected]

Doğu Meselesi ve Gerçekler (1)

Günümüzde birçok aydınımız Doğu meselesinin, Türkiye'nin demokrasi sorununun bir parçası olduğunu ve dolayısıyla " demokratikleşme" ile çözüme kavuşacağını ifade ediyorlar. Aslına bakılırsa, sorunlarımız, gerçek demokratik ve adil bir düzen kuramayışımızdan kaynaklanıyor denebilir. Çünkü bu konuda ülkede bir ortak mutabakat, moda deyimle *konsensüs* yoktur. Bir avuç elit tabaka, Cumhuriyeti korumak ve kollamak için, gerekirse demokrasinin rafa kaldırılması gerektiğine inanıyor, bu görüşü de sık sık eyleme geçiriyorlar. (1960,1971,1980 ve 1998 vb askeri darbe ve muhtıralar). Bu zihniyetin kökeni ise, malum "Tek Parti Dönemi" ne kadar uzanıyor. O otoriter dönemi savunanlar:" Biz cumhuriyeti kurup, devrimleri yaparken halkımıza sormadık, sorsaydık kabul edilmezdi" diyorlar, sonra da halkın cehaletinden, köylülüğünden ve aydınlanmamış olduğundan dem vururlar. Fakat şurası bir gerçektir. Günümüzün Türkiye' si 1920 lerin ülkesi değildir. Aradan bir asır geçmiş, artık Türkiye, çok daha eğitimli, görgülü, refah düzeyi artmış, dünyaya açılmış, belli bir ölçüde ekonomik, sosyal ve kültürel bakımdan belli bir düzeye ulaşmıştır.

Tarihi gerçeklerin ışığında, sosyolojik ve kültürel yapımızı da ele alarak, şu soruyu toplum olarak kendimize sormanın zamanı gelmedi mi? Yapılan devrimler ve içeriğindeki her şey, gerçekten doğru muydu? 623 yıllık Osmanlı Cihan Devleti bakiyesi bir toplumun tarihi, dinî, sosyolojik ve kültürel " KOD" larına tam olarak uyuyor muydu? Birkaç örnek verebiliriz.

27 Mayıs cuntası, Kürt asıllı vatandaşları önemli bir tehdit olarak görecek ve darbecilerin başı Org. Cemal Gürsel: "Eğer yola yordama gelmezlerse, Dağlı Türkler (yani Kürtler) rahat durmazlarsa, ordu şehir ve köyleri bombalayıp yıkmakta tereddüt etmeyecektir" diyecektir.1587 sy. Milli kültürümüze, ahlak kurallarına, örf ve adetlerimize, uygun düşmeyen, kamuoyunu inciten adların değiştirileceği " hakkında kanun çıkarttırılarak, bütün Kürtçe yer adları Türkçeleştirilmiştir. (Üniter ve milli bir devlet olarak, bazı anlamsız, kültürümüze yakışmayan, örfe uygun olmayan yer adlarının değiştirilmesi makul ve mantıklı olduğunu da bilmek gerekir). Cunta rejimlerine göre, cahil olup, aydınlanmaya ve ıslaha muhtaç Doğu ve Güneydoğu bölgesinde, kız mektepleri, YİBO lar yani yatılı bölge ilköğretim okulları açılması yoluna gidildi. (1983 yılı Nisan'ında Erzurum İli Karayazı kaymakamlığına atandım. Aradan 60-70 sene geçtiği halde, 77 köy ve o kadar mezrası olan bir mahrumiyet ilçesinde; yarısına yakın yerleşimde okul yoktu. Devlet ve millet iş birliği ile 2 senede 4 ay yazı olan coğrafya da 35 köye okul ve anasınıfı yaptırarak hizmete soktuk.) Konu yanlış anlaşılmasın, burada Devletimizin eğitim gibi temel bir altyapı konusunda ne kadar GEÇ kaldığını belirtmek isterim. Elbette eğitim her T.C. vatandaşının en temel hakkıdır, tartışma götürmez, sadece cunta yönetimlerinin arka plan niyetlerinin bilinmesini istedik.

1930 yıllarda, resmi ve siyasi otoritenin emri ile icra edilen uygulamalar, diğer bir ifadeyle DAYATMALAR, asimilasyon ve kaynaşmayı değil, tepki üreterek " Kürt milliyetçiliği veya ırkçılık v.b. akımların doğmasına sebebiyet verildi. Aradan 80- 90 sene geçti, hâlâ bir " Kürt Sorunu" muzun var olduğuna inanan ciddi bir kesim var. Tabii 40 seneyi aşkın mücadele ettiğimiz PKK insanlık dışı kanlı terör örgütünü ve milletimize yaşattığı acı olayları ve eylemlerine ayrı bir sayfa açarak incelemek gerekir.

27 Kasım 1978 de Lice ilçesi Fis köyünde kurulan PKK terör örgütü ve KCK sözleşmesi ile oluşturulan sistemin nihai amacının; Türkiye, İran, Irak ve Suriye topraklarında, İsrail ve ABD uydusu bir sözde Kürt devleti kurmak olduğunu bilmeyenimiz yoktur herhalde.

1935 yılında, İsmet İnönü Doğu Anadolu Bölgesinde bir gezi yapmış ve sonunda *Şark Seyahati Raporu* adlı bir izlenim raporu hazırlamıştır. Rapora göre, Suriye' deki Fransız vesayet yönetimi, Türkiye ' ye karşı politikalar izlemekte ve aşiretleri el altından silahlandırmaktadır.10 Ocak 1936 da Ekonomi Bakanı Celal Bayar'da, bir şark raporu hazırlamış, Doğu illerinin yeterince devlet kontrolüne girmediğini, ekonomik sıkıntıların arttığını, geçmiş hükümetlerin, aşiret ağaları ve şeyhlerin vasıtasıyla ahali üzerinde etkili olduğunu belirtmiştir. Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Mülkiye müfettişleri de benzer raporlar verince; 8. hükümet, bölgede kalkınma hamleleri yapmaya karar vermişti. Seyid Rıza ve onun düşünce ve etkisindeki bazı aşiretler, bu girişimlerden rahatsız olmuşlar ve 21 Mart 1937 gecesi, Harçik deresi üzerindeki Singeç köprüsünü havaya uçurarak ayaklanmışlardır. İsyanın başlaması ile ilgili başka rivayet veya ifadelerde vardır halen yaşlılarca anlatılmaktadır. Örnegin, bölgeye silah toplamaya gelen bir asker, bir yerli kadına tecavüz eder, mahalli milis komutanı Kamer Ağa, askerin teslimini ister. Teslim edilmeyince, bir grup hırsını Harçik köprüsünü yıkarak, akabinde yakarak çıkarır. Albay İsmail Hakkı Tekçe, görevlendirilir bu durumu incelerken, aşiret ağası Fındık Ağa, onu çatışmada yaralar ve olaylar böylece bir kıvılcımla gelişmeye devam eder. Devletin harekât emriyle, bazı kaynaklara göre, bölge halkından 13.160 kişi ile 110 asker ölür ve 12.000 e yakın bölge insanı "Zorunlu Göçe" tabi tutulur. Seyid Rıza ve 6 kişi idam edilir. Dersim olaylarının meydana gelmesinde, Dersim aşiretlerinin ve önce gelenlerin Ermeni kırımında, Ermenileri kurtarmış olmalarının, Rus işgaline karşı, kendilerine vaat edilen "Özerklik" durumları ile daha önceki Koçgiri isyanının da etkisi olduğu düşünülür. Osmanlı idaresinden aldıkları silahlarla, Ruslara karşı durma karşılığında, Dersim' e *Bağımsız Çatışma Hakkı* tanınır. Ruslar çekilince, Dersim aşiretlerine madalya ve hediyeler verilir. Seyid Rıza da ödüllendirilir. Erzincan'da " İl İdaresi Üyeliğine" atanır. Erzincan Valisi, Sabit Bey, yazdığı mektup da" şimdiye kadar, bize din ve namusu ile hizmet etti" ifadesini kullanır. Kaderin cilvesine bakın ki, devlete hizmet eden mahalli dini lider konumunda bir aşiret ağası, çıkış sebebi henüz tam olarak bilinmeyen isyan da idam gibi en ağır ceza ile hayata veda edebiliyor. (devam edecek)