Başkalaşma veya değişme demiyorum.
İster köy olsun ister şehir, iki temel ‘hâfıza’ya sahip olmalıdır:
Birincisi, tabiatın korunması, tahrip edilip bozulmaması; ikincisi ise, tarihî eserlerin emniyet altına alınmasıdır.
Faydalı teknolojiler hâriç, şehirlerin hiçbir unsurunu bir başka şeye değişmemek gerekir.
Bu teknolojiler de belli bir ‘estetik’ anlayışla, bu saydıklarımızı takviye eder tarzda olmalı; millî kültür değerlerimizi zedelememelidirler.
Saf tabiat, ‘güzel’dir.
Yüce Allah; “Biz, gerçekten, insanı, en güzel bir biçimde yarattık” (Et-Tîn,4) buyurmaktadır.
Muhakkaktır ki; saf tabiat da bu güzellikten bir numûnedir.
O hâlde; insan, kendisine ne kadar itina göstermesi gerekiyorsa, tabiata da öyle dikkat etmeli, ihtimam göstermelidir.
Peki, böyle midir?
Ahmet Hamdi Tanpınar, BEŞ ŞEHİR adlı şaheserinin Önsöz’ünde şöyle der:
“Sade millet ve cemiyetlerin değil, şahsiyetin de asıl mâna ve hüviyetini, çekirdeğini tarihîlik denen şeyin yaptığı düşünülürse, bu iç didişme hiç de yadırganmaz. Mâzi daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her ân hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz.” (Bknz. Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1972, Sf. IV)
Uzun zamandan beri hem köylerimizde ve hem de şehirlerimizde ‘bozulma/yabancılaşma’ hızlı bir şekilde ilerlemektedir.
Bu durum; maalesef, “kelimelerle” başlamakta ve uzayıp gitmektedir.
Türkiye’nin her köşesinde, ‘dükkân’ isimleri, inkâr edilemez bir hâlde yabancılaşmaktadır!...
Ardından; tabiat ve tarihî eserlerin tahribi gelmektedir:
Şehirlerimizin ‘eskiliği/târihîliği” elbette ki, önemlidir.
Fakat korunamayan bir târihîlik, neye yarar?
Bu hususta, evvelce de birkaç makale yazdım:
“Türk Dili’nin ve Türk Kültürü’ nün Kimyâsına Dâir” (Bknz. M. Halistin Kukul, Erciyes Dergisi, Ekim 2012, Sf. 6-17) ve “Dil ve Coğrafya” (Bknz. M. Halistin Kukul, Edebice Dergisi, Sayı:32, GÜZ/2022, Sf. 65-66) bunlardan sâdece ikisidir.
Meselâ; Kayseri’de, Gevher Nesibe Tıp Merkezi’nin; Elâzığ’da, Harput Kalesi’nin ve Erzurum’da da Çifte Minâreli Medrese’nin bozulmasından / tahribinden söz ettim.
Başta İstanbul olmak üzere, tabelâlardaki yabancı kelime furyası, bütün Türkiye sathında ileri safhalardadır.
Gökdelenler, artık, kasabalarımızdan köylerimize kadar taşmıştır.
Bu yazımda; doğduğum şehir T(ı)rabzon ve ikamet ettiğim şehir olan Samsun’dan birkaç örnek sunacağım:
T(ı)rabzon’un, bilhassa Yomra, Vakfıkebir ve Beşikdüzü ilçelerinde çok katlı binalar hem tabiatın cezbediciliğini ve hem de tarihî dokuyu bozmuştur.
Boztepe tünel köprüsü, deniz cephesinden bakınca, direkler üzerinde bir beton yığını olarak estetikten mahrum bir şehir sunmaktadır.
Şehre batıdan girişte, denize sıfır yapılan s (ı)tadyum ve şehir hastahânesi, her ne kadar hizmet için mühim ise de betonlaşmanın bir başka numûnesini teşkil etmektedirler.
Birkaç kez hakkında yazdığım Taşhan ise, hâlâ perişan hâldedir.
Moloz’da ise, sahile vuran o eski dalgalardan eser yoktur.
Samsun’nun tarihi de T(ı)rabzon’unki gibi, çok eskilere dayanır.
Ancak;
Son yirmi beş-otuz yılda, öyle şeyler yapıldı ki, Samsun şehrinde, eski târihîlik kaldı diyemem.
Şehrin genişlemesi ve büyümesi ayrı bir şeydir!..
Şehre, doğudan girişte, Canik ilçesinde, denize doğru âdeta bir ‘canavar dili gibi’ uzanan köprünün, estetikten ne kadar mahrum olduğunu ve şehrin görünümüne zarar verdiğini izaha gerek bile yoktur.
Diğer taraftan;
1. Beşyüz senelik Osmanlı-Türk eseri olan Taşhan’a, milyonlar harcanarak ‘asansör’ yapılmış ve tarihî dokusu bozulmuştur.
2. Büyük Câmi ve Opera Durağı denilerek/birleştirilerek, güyâ, her iki değere de önem verildiği/sahip çıkıldığı îmâsı yapılmış; zamanından beri, bu durak, Büyük Câmi diye anılmasına rağmen, ne yazık ki, böyle bir garip uygulamaya gidilmiştir.
Kaldı ki, Opera, Atatürk Kültür Merkezi’nin içinde bir birimdir.
3. Samsun, bir Selçuklu-Osmanlı-Cumhuriyet şehri olmasına rağmen; tarihinde olmayan “Amazon heykeli” başta olmak üzere, burada, otuza yakın Amazon isimli işyeri veya kuruluş bulunmaktadır.
Büyük harcamalarla “Amazon Köyü”, “Amazon Adası” ve “Amazon Kanalı” bile yapılarak “coğrafya” asıl hüviyetinin dışına çıkarılmıştır.
4. Yine, küçük bir koloni olarak adı geçen “Amisos” kelimesi de otuza yakın yerde kullanılmaktadır.
Düşününüz; bir tepeye bile, “Amisos Tepesi” denilerek, yine, coğrafyaya, tarihte olmayan bir isim nakşedilmiştir.
5. Belki de dünyada görülmeyen bir uygulama ise, t(ı)ramvaylarda yapılmıştır.
Türkçe “durak” kelimesi kullanılmayıp, “istasyon” kelimesi tercih edilmiş olup, bu durakların isimleri hem Türkçe ve hem de İngilizce olarak duyurulmaktadır.
“Fener”, Samsun tarihinin her döneminde önemli bir ‘târif noktası’ydı... Tabelâda, göstermelik olarak “FENER” yazıyor ammâ t(ı)ramvayda ismi geçmeyip Samsun Müzesi denilmektedir.
Düşünmek lâzım: meselâ; ABD’nin herhangi bir eyâletinde, Afrika’da veya Avrupa’nın herhangi bir devletinde, o ülkenin resmî Devlet dili yanında, bir de Türkçe uygulaması var mıdır?
Netîce olarak şunu söyleyebilirim ki ne tabiî ne tarihî/kültürel doku ve ne de estetik değerlere sahip çıkılmaktadır.
İki şehir nezdinde, Türkiye’deki şehirleşme maceramızın iyi yolda olduğunu söylemem mümkün değildir.