Abdullah KÖKTÜRK

Eğitimci - Siyasetçi

Lopuşna’da İsyan

2007 yılında, belediyemizden bir grup arkadaşlarla beraber, davet edildiğimiz Bulgaristan’ın Lopuşna kasabasına gittik.

Bekirpaşa'da misafir ettiğimiz, okul İdaresi ve veliler tarafından karşılandık.

Çok samimi bir ortamda yapılan sohbetlerden sonra da otelimize gidip dinlenmeye çekildik. Bu arada da ertesi gün için, okulun bahçesinde bizim için tören düzenleyeceklerini söylediler.

Bizler de belirtilen saatte, okulun bahçesindeki tören yerinde hazır olduk.

Okulun bahçesi de hınca hınç insan doluydu. Protokol, çevre kurum ve kuruluşlardan gelenler, veliler ve mahalle sakinleri...

Nihayet tören başladı.

Bu arada Lopuşna hakkında da kısaca bilgi vermek doğru olur sanırım.

Lopuşna ismi kulağa biraz yabancı gelse de Kasabanın ekseriyeti Türklerden oluşuyordu. Çok az sayıda da Bulgarlar vardı.

Bizleri davet etmelerindeki sebep ise, belediyemizde kutladığımız 23 Nisan çocuk şenliklerinde, onları davet etmemiz ve evlerimizde de konuk ederek, onlarla sıcak ve samimi diyaloglar kurmamız olsa gerek.

İşte, bu duygu seli içinde başlayan, okulun bahçesindeki töreni izlemeye başladık.

Müdüre Hanım Cemile, bizleri ve törene katılanları selamladıktan ve hoş geldiniz dedikten sonra, bizler hakkında da tanıtıcı bilgiler vererek konuşmasını tamamladı.

Konuşmalarını bitirip yerine oturduktan sonra da programı yürütmekte görevli, Türkçe öğretmeni Hatice Hanım kürsüye çıktı.

Ve konuşmaya başladı.

Törene katılanları ve bizleri selamlayıp, hoş geldiniz dedikten sonra da, bizim hakkımızda olumsuz konuşmalarını yapmaya başladı.

'' Sevgili Lopuşna'lılar değerli davetliler, keşke Türkiye'ye gitmeseydik. Bin pişman olduk. Türkiye'ye gitmekle de çok yanlış yapmışız. Çocuklarımız Türkiye'den geldikten sonra bizim tuvaletleri beğenmediler. Kullanmayarak da, okul idaresini protesto ettiler.'' Pankartlar açarak'' biz Bekirpaşa'daki okul ve evlerdeki tuvaletlerden istiyoruz'' diyerek bizlere zor anlar yaşattılar.'' Diye konuşmasına devam ederken, ben sözünü keserek '' hoca hanım, Hem bizi davet ettiniz. Hem de Türkiye ziyaretiniz ile ilgili, olumsuz konuşmalar yapıyorsunuz. Lütfen niçin pişman olduğunuzu da açıklayınız ki, buradaki insanlar da sebebini bilsinler. Ayrıca bu tarz ve üslubunuzu da hiç beğenmedim uygunda bulmadım'' diyerek Yerime oturdum.

Ortamda biraz gerginleşti ve sessizleşti. Bu sırada, arkada oturan yaşlı siyah feraceli bir abla ayağa kalkarak (sonradan öğrenci velisi olduğunu öğrendik) program sunucusu hoca hanımı azarlarcasına''Abe Hatice Hanım, nasıl konuşursun sen bu misafirlere karşı. İnsan utanır biraz. Yazıklar olsun sana. İyi ki çocuklar Türkiye'ye gitmişler. Çocuklar yerden göğe kadar haklı be yav.

Bizim tuvaletler eskiden Türkiye'dekiler gibiydi. Siz Bulgarlara göre tuvalet yaptırdınız. Kenef yaptınız. Çocukların Türkiye'ye gitmeleri de çok hayırlı olmuş. Gerçek ayakyolu (WC) nasıl olurmuş görmüşler.

Nihayet okuldaki tuvaletleri değiştirip, su kullanmaya başladınız, iyi olmadı mı şimdi? Bundan mı rahatsız oldunuz? Aferin çocuklara iyi yapmışlar. Benim torunum da, evdeki tuvaletlerin değişmesine vesile oldu.

Biz veliler, özellikle yaşlı nine ve dedeler bu değişimden son derecede memnunuz. Ayrıca da sizin konuşmanızı da çok yadırgadım, böyle konuşma olmaz. ''Diyerek, arkalardan ön tarafı, bizim yanımıza kadar gelen bu öfkeli ablamız önümüzde durdu ve bize de hitaben '' Allah sizden razı olsun, İyi ki de geldiniz. Bekledik yıllarca, Siz Osmanlı'nın çocukları ne zaman gelecek diye. Eh ne yapalım nasip bugüneymiş. Biraz geç geldiniz, ama olsun. Bu günlerimize de şükür.'' Dedi ve daha sözü biter bitmez de bu ablamızı da orada hazır bulunanlar müthiş bir şekilde alkışlamaya başladılar.

  Bu arada sunucu Hatice hanım da gülerek'' Naciye abla, Abe ben yapardım bir şaka, sen aldın Hemen ciddiye. Biz Türkiye, Bekirpaşa halkı'na ve bizleri konuk eden belediyeye laf söyler miyiz hiç. Çok sevdiğimiz için burada onlara şaka yaptık. Sevmeseydik, dört kere Bekirpaşa'ya gidip, çocuk şenliklerine katılır mıydık.'' Diyerek O da gülmeye başladı ve böylelikle de ortam iyice yumuşamış oldu.

Tören’de, bu arada sıcak ve samimi bir atmosfer içinde devam etti. Sonrasında da yılların hasretliği ile, orada bulunan güzel insanlarla kucaklaşarak vedalaştık.

Doğrusu; söz konusu bu okulun başta tuvaletlerinin değişimi olmak üzere, birçok ihtiyaçlarına da yardımcı olmuştuk.

İyi ki de yardımcı olmuşuz. İyiki de çocuklara Bekirpaşamızdaki ailelerin yanına misafir etmişiz.

Sonuç mu?

Lopuşna’dan gelen, Victor adlı bir öğrenci, Süleyman Demirel Kültür Merkezi'ndeki veda gecesinde, sahneye çıkıp'' Biz Türkiye'ye gelirken bazı öğretmenlerimiz'' Gidin gidin orada kara çarşaflı insanları görürsünüz. Bol miktarda merkepleri görürsünüz. Hatta oraya giderken de bidonlarla su götürün orada su bulamazsınız'' demişlerdi.

Ben şimdi Bulgaristan'daki okuluma döner dönmez de o hocalarımı bulup'' Yazıklar olsun size, kötülediğiniz Türkiye'de güzel ve samimi insanları gördük. İstanbul'u da gezip gördük. Kısaca cenneti gördük diyeceğim'' dedikten sonra, salondakilere de dönerek'' Siz Bekir paşalıları ve bizi misafir eden Türk ailelerini de çok sevdik. Sizleri hiçbir zaman unutmayacağız. Ne olursunuz, sizler de bizleri unutmayın ve sizleri ülkemize Lopuşnaya davet ediyorum'' diyerek bu arada hem kendi duygulandı, hem de salondakilere duygu dolu anlar yaşatmıştı.

Lopuşnaya gittiğimizde de başta Victor'un anne babası olmak üzere, tüm veliler bizlere teşekkürlerini bildirdiler. Bizleri akşamları evlerinde misafir ederek, Bekirpaşa'daki festival anılarını ve kaldıkları evlerdeki o sıcak dostluklarını tekrar tekrar dile getirdiler.

Bizler de belediyemizdeki tüm görevli arkadaşlarımız ve evlerinde yabancı çocukları misafir eden insanlarımızla birlikte, olması gerekeni yapmış olmanın mutluluğunu bir defa daha yaşamış olduk.

Böylece, başta soydaşlarımız ve çocukları olmak üzere, var olan köprüleri bir daha yeniledik. Bugün bile bu diyalogların devam etmesini görmek, ne kadar da hayırlı bir iş yaptığımızın sonucu olsa gerek…