Hollanda’daki Türk iş dünyası, yarım asırlık göç hikâyesinin ardından, bugün yeni bir eşikte duruyor. Amsterdam’da kurulan “Turkish Dutch Business Platform” (Türkiye Hollanda İş Platformu), işte bu eşiğin sembolü olarak sahneye çıktı. Artık mesele yalnızca ayakta kalmak değil, iki ülke arasında yön veren bir ekonomik akla dönüşebilmek.
Amsterdam’daki H’ART Museum salonunda yaşanan o akşam, dışarıdan bakan biri için, “şık bir lansman gecesi” gibi görünebilirdi. Davetliler, diplomatik ünvanlar, iş dünyasının tanınmış simaları, alkışlar, kokteyl masaları, sahnede yankılanan sözler ve fonda yükselen zarif müzikler…
Ama bu gecenin taşıdığı anlam, bir etkinlik takvimine eklenen sıradan bir davetten çok daha fazlasıydı. Çünkü o salonda, aslında yarım asırlık bir hikâyenin yeni bir sayfası açılıyordu.
Bu hikâye, 1960’lı yıllarda Hollanda’ya “misafir işçi” olarak gelen binlerce Türk emekçinin hikâyesiyle başladı. İlk kuşak, fabrikalarda, tersanelerde, limanlarda çalıştı. Biriktirdi, sabretti, tutundu. İkinci kuşak, babasının iş tulumunu çıkarıp üniversite sıralarına oturdu. Üçüncü kuşak ise artık sadece çalışan değil, iş kuran, istihdam yaratan, ihracat yapan, banka yöneten, şirket satın alan bir kuşak hâline geldi.
Bugün Hollanda’da on binlerce Türk kökenli girişimci var. Marketten lojistiğe, tekstilden inşaata, yazılımdan finans sektörüne kadar geniş bir alanda faaliyet gösteriyorlar. Kimi küçük bir dükkânla başladı, kimi uluslararası şirketler kurdu. Ama hepsinin ortak bir hikâyesi var: Bu ülkeye kök saldılar ve artık bu ülkenin ekonomik dokusunun ayrılmaz bir parçası oldular.
Ne var ki, bu büyük birikim uzun yıllar boyunca dağınık kaldı.
Herkes kendi dünyasında büyüdü. Kimi Türkiye ile bağını koparmadı, kimi Hollanda’ya daha sıkı tutundu. Kimi iki ülke arasında ticaret köprüleri kurdu, kimi yalnızca kendi işini ayakta tutmaya çalıştı. Ortada güçlü bir potansiyel vardı ama bu potansiyeli ortak bir akla dönüştürecek, kurumsal bir çatı uzun süre eksik kaldı.
İşte bu eksiklik, zaman zaman “bir platform kuralım” arayışlarını doğurdu.
Geçmişte bunun bir örneği yaşandı: NETUBA.
NETUBA, Türkiye ile Hollanda arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmek, iki ülke iş dünyasını daha sistemli biçimde buluşturmak amacıyla kurulmuştu. Heyecan yaratmıştı. Umut vermişti. Bir süre adından söz ettirdi. Fakat zamanla sahneden çekildi. Sessizce kapandı. Geride şu soruyu bıraktı:
“Bu işler neden sürdürülemiyor?”
Bu soru, bugün “Turkish Dutch Business Platform TDBP” (Türkiye Hollanda İş Platformu) adıyla sahneye çıkan yeni girişimin üzerinde de doğal olarak dolaşıyor.
Çünkü Hollanda’daki Türk toplumu, artık sadece başarı hikâyeleriyle değil, yarım kalmış girişimlerin hatıralarıyla da dolu. Her yeni platform, ister istemez geçmişin gölgesinde doğuyor. İnsanların zihninde şu cümle beliriyor: “Bunu daha önce de denedik.”
Ama hayat bazen aynı fikri, başka bir zamanın ruhuyla yeniden önümüze koyar.
Bugün, Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik ilişkiler yeniden şekilleniyor. Küresel tedarik zincirleri değişiyor. Uzak coğrafyalara bağımlılık sorgulanıyor. Türkiye, Avrupa için yalnızca bir pazar değil, aynı zamanda bir üretim ve tedarik üssü olarak yeniden keşfediliyor. Hollanda ise lojistik gücü, finansal altyapısı ve küresel ağlarıyla Avrupa’nın kapısı olmayı sürdürüyor.
Bu yeni dönemde, Hollanda’daki Türk iş dünyasının konumu da değişiyor.
Artık sadece “burada yaşayan Türkler” değil, iki ülke arasında doğal bir köprü konumundalar. Hem Türkiye’yi biliyorlar hem Hollanda’yı. Hem Türk girişimcisinin reflekslerine hâkimler hem Avrupa sisteminin dilini konuşuyorlar. Bu, hiçbir danışmanlık şirketinin masa başında üretemeyeceği bir avantajdır.
İşte “Turkish Dutch Business Platform TDBP” fikri, tam da bu noktada ortaya çıkıyor.
Bir dernek olmanın ötesinde, iş dünyasının bizzat yön verdiği, kapsayıcı, kurumsal, sürdürülebilir bir yapı iddiasıyla yola çıkıyor. Sadece bugünün sorunlarına değil, yarının ihtiyaçlarına da cevap verme hedefiyle…
Ama geçmişte NETUBA gibi, girişimlerin yaşadığı akıbet, bu iddianın altını doldurmayı zorunlu kılıyor.
Bu kez farklı olan ne?
Bu soru, yalnızca okurun değil, salondaki birçok davetlinin de zihninden geçiyordu. Alkışlar arasında, gülümsemelerin ardında, bir yerde bu soru duruyor: “Bu gerçekten yeni bir sayfa mı, yoksa eski defterin başka bir kapağı mı?”
İşte bu dosya yazısını, tam da bu sorunun izini sürmek için kaleme alıyorum.
Bir gecenin parıltısından yola çıkarak, yarım asırlık bir serüvene bakmak ve şu soruya cevap aramak için: Hollanda’daki Türk iş dünyası, nihayet kendi ortak aklını kurabilecek mi?
NETUBA: İYİ NİYET, BÜYÜK UMUT VE YARIM KALAN BİR HİKÂYE
NETUBA kurulduğunda, Hollanda’daki Türk iş dünyasında gerçek bir heyecan yaratmıştı.
“Artık bizim de bir çatı örgütümüz olacak” diyenler çoğalmıştı. Türkiye ile Hollanda arasında ticaret yapan, yapmak isteyen, iki ülke arasında gidip gelen iş insanları için bu yapı, bir umut kapısı gibi görülüyordu.
Ama umut tek başına yetmiyor.
NETUBA’nın hikâyesi, aslında diasporadaki pek çok girişimin kaderini yansıtır. Büyük ideallerle başlar, ilk dönem güçlü bir enerji üretir, toplantılar yapılır, projeler konuşulur, basına yansır. Fakat bir süre sonra tempo düşer. Gönüllülük esasına dayanan emek tükenir. Kurumsal yapı zayıflar. Kişilere bağlılık artar. Kişiler yorulduğunda ya da yön değiştirdiğinde, yapı da sarsılır.
Bir başka sorun da şudur:
Bu tür platformlar çoğu zaman “iyi niyetli insanların fedakârlığı” ile ayakta durur. Oysa iş dünyası, duyguyla değil sistemle yürür. Zamanla şu gerçek ortaya çıkar: “Eğer bir yapı, profesyonel kadrolarla, net hedeflerle, sürdürülebilir finansman modelleriyle ve güçlü bir kurumsal çerçeveyle inşa edilmezse, gönüllülüğün sınırına çarpar.”
NETUBA da bu sınırda zorlandı.
Hollanda’daki Türk iş insanlarının büyük bölümü, kendi işlerinin içinde zaten yoğun bir hayat sürüyordu. Herkes platformun “iyi” olmasını istiyordu ama “yükü” omuzlamakta aynı kararlılık gösterilemiyordu. Bir süre sonra toplantılar seyrekleşti. Etki alanı daraldı. Adı anılsa da sesi duyulmaz oldu. Ve sonunda kapandı.
Geriye kalan ise şu cümleydi: “Biz bunu denedik.”
Bu cümle, bugün hâlâ birçok kulakta çınlar.
Her yeni girişim ortaya çıktığında, geçmişten gelen bu hafıza devreye girer. İnsanlar heveslenir ama aynı anda temkinlidir. “Yine güzel başlar, sonra söner” endişesi, özellikle bu toplumda güçlüdür. Çünkü göçmen toplulukların hafızasında, yarım kalan çok hikâye vardır.
İşte “Turkish Dutch Business Platform TDBP’nin karşısındaki ilk gerçek sınav da budur.
Sadece yeni bir isim olmak değil, geçmişin yükünü de taşımak zorundadır. NETUBA’nın bıraktığı boşluk, aynı zamanda bir uyarıdır.
Bu uyarı şunu söyler: “Eğer bu yapı da yalnızca iyi niyetle, birkaç idealist insanın omzunda yürürse, sonu farklı olmayacaktır.”
Bu nedenle “Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin iddiası, “biz de bir platform kurduk” demekten çok daha ileri olmak zorundadır. Kalıcı olmak istiyorsa, kişilere değil sisteme yaslanmalıdır. Duyguya değil yapıya dayanmalıdır. Günü kurtarmaya değil, geleceği planlamaya yönelmelidir.
NETUBA’nın yaşadıkları, bugünkü girişim için bir yük değil, doğru okunursa büyük bir avantajdır. Çünkü bu kez neyin işlemediği bilinmektedir.
Artık şu sorular daha net sorulabilmektedir:
Bu platform kimler tarafından yönetilecek?
Kararlar nasıl alınacak?
Finansmanı nasıl sağlanacak?
Kim ne kadar sorumluluk üstlenecek?
Sadece büyük şirketler mi söz sahibi olacak?
Küçük ve orta ölçekli işletmeler bu yapının neresinde duracak?
Bu yapı, somut olarak ne üretecek?
Geçmişte bu soruların bir kısmı havada kalmıştı. Bugün ise iş dünyası, soyut iyi niyet cümlelerinden çok daha fazlasını talep ediyor.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin lansmanında hissedilen “bu kez başka” duygusu, biraz da buradan kaynaklanıyor. Çünkü bu kez sahnede sadece idealist birkaç isim değil, bankaların yöneticileri, büyük şirketlerin CEO’ları, diplomatik temsilciler, Hollanda kurumlarının üst düzey yetkilileri vardı.
Bu tablo, NETUBA döneminden farklıdır.
O günlerde daha çok “biz kendi aramızda bir şey yapalım” yaklaşımı hâkimdi. Bugün ise sahnede hem Türkiye devleti hem Hollanda kurumları hem de iki ülkenin büyük ekonomik aktörleri birlikte görünmektedir.
Bu, sadece bir organizasyon farkı değildir. Bu, zihniyet farkıdır.
Artık mesele, Türk toplumunun kendi içine dönük bir dayanışması değil, iki ülkenin ekonomik sistemleri arasında kurumsal bir köprü kurma iddiasıdır.
Ve bu iddia, ancak geçmişin dersleriyle yüzleşilirse anlam kazanır.
İşte bütün bu sorular, bizi doğal olarak “Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin ortaya çıktığı zamana ve bu zamanlamanın ne anlattığına götürüyor.
“TURKİSH DUTCH BUSİNESS PLATFORM”UN DOĞUŞU VE “BU KEZ NE FARKLI?” SORUSU
Her girişimin bir zamanı vardır.
Bazı fikirler, doğru zamanda doğmadığı için ölür.
Bazıları ise, zaman olgunlaştığında kendiliğinden sahneye çıkar.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin ortaya çıkışı, işte tam da böyle bir zamanın ürünüdür.
Bugün dünya ekonomisi, alışılmış kalıplarını hızla terk ediyor. Pandemiyle sarsılan tedarik zincirleri, savaşlarla derinleşen jeopolitik gerilimler, enerji krizleri ve artan maliyetler, Avrupa’yı yeniden düşünmeye zorluyor. Uzak coğrafyalara bağımlı üretim modelleri sorgulanıyor. “Yakın üretim” ve “güvenilir ortak” kavramları, masa başı teoriler olmaktan çıkıp hayati stratejilere dönüşüyor.
Bu tabloda Türkiye, Avrupa için yeniden keşfedilen bir ülke hâline geliyor.
Genç nüfusu, üretim kapasitesi, esnek sanayisi ve coğrafi konumuyla Türkiye, Avrupa’nın yanı başında güçlü bir üretim üssü olarak öne çıkıyor. Almanya’dan Fransa’ya, İtalya’dan Hollanda’ya kadar pek çok ülke, Türkiye ile ekonomik ilişkilerini sadece ticaret hacmi üzerinden değil, stratejik ortaklık perspektifiyle ele almaya başlıyor.
Hollanda ise bu denklemde ayrı bir yere sahip.
Avrupa’nın lojistik kalbi, küresel ticaretin düğüm noktalarından biri olan bu ülke, yalnızca bir pazar değil, aynı zamanda bir kapıdır. Limanlarıyla, finans sistemiyle, hukuk altyapısıyla, çok uluslu şirket ağıyla Avrupa’ya açılan bir anahtardır.
İşte tam bu noktada, Hollanda’daki Türk iş dünyasının rolü yeniden tanımlanıyor.
Artık onlar sadece “göçmen kökenli girişimciler” değildir.
Onlar, iki ülke arasında doğal arabuluculardır.
İki dili, iki kültürü, iki sistemi bilen bir insan sermayesidir.
Ve bu sermaye, bugüne kadar çoğu zaman bireysel başarılar düzeyinde kaldı.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin doğuşu, bu bireysel başarıları ortak bir güce dönüştürme arayışıdır.
Bu kez sahnede, yalnızca “iyi niyetli insanlar” yoktur.
Bu kez, finans dünyasının ağır topları vardır.
Bu kez, Hollanda devletinin yatırım kurumu NFIA vardır.
Bu kez, Türkiye Cumhuriyeti’nin diplomatik temsilcileri vardır.
Bu kez, CEO düzeyinde katılım vardır.
Bu tablo, tesadüf değildir.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP”, bir grup insanın “hadi bir dernek kuralım” demesiyle ortaya çıkmış bir yapı değildir. Arkasında, iki ülkenin de ekonomik aklını temsil eden aktörlerin onayı ve ilgisi vardır. Bu yönüyle, NETUBA döneminden ayrılır.
NETUBA daha çok “biz kendi aramızda örgütlenelim” düşüncesinin ürünüyken,
“Turkish Dutch Business PlatformTDBP”, “iki ülkenin sistemleri arasında köprü olalım” iddiasıyla yola çıkmaktadır.
Bu fark, hayati bir farktır.
Çünkü bu kez mesele, sadece Türk toplumunun iç dayanışması değildir.
Bu kez mesele, Hollanda’nın Türkiye’ye bakışıyla, Türkiye’nin Avrupa’ya açılma stratejisinin kesiştiği noktada konumlanmaktır.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP” Başkanı Erhan Zeyneloğlu’nun konuşmasında vurgulanan şu cümle, bu zihniyeti özetler niteliktedir: “Türk Hollanda İş Platformu, şirketleri, finans kuruluşlarını ve yetenekleri bir araya getirerek iki ülke arasında somut iş birlikleri ve yatırımlar yaratmayı hedeflemektedir.”
Bu ifade, bir temenni değil, bir iş modelidir.
Aynı şekilde “Netherlands Foreign Invesment Agency NFIA” Komiseri Hilde van der Meer’in yaklaşımı da dikkat çekicidir. Türkiye’nin, NFIA’nın sahada doğrudan varlık gösterdiği 16 ülkeden biri olması, Hollanda’nın Türkiye’ye bakışının sıradan olmadığını gösterir. Hollanda, Türkiye’yi yalnızca ihracat yapılan bir ülke olarak değil, küresel pazarlara açılmak isteyen şirketler için stratejik bir ortak olarak görmektedir.
Bu bakış açısı, “Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin zeminini güçlendirir.
Çünkü bu kez platform, yalnızca Türk girişimciler için değil, Hollandalı aktörler için de anlamlı bir araç hâline gelmektedir. Bu, sürdürülebilirlik açısından kritik bir farktır. Bir yapı, yalnızca bir tarafın omuzunda taşınırsa yorulur. Ama iki tarafın da çıkarı hâline gelirse, yaşama şansı artar.
Yine de bütün bu olumlu tabloya rağmen, ortada hâlâ bir soru durmaktadır:
Bu kurumsal güç, sahaya nasıl yansıyacak?
Bir platform, ne kadar güçlü isimlerle kurulursa kurulsun, eğer gündelik hayatta somut fayda üretmezse, zamanla tabelaya dönüşür. KOBİ’ler bu yapıda kendilerine yer bulamazsa, büyük şirketlerin vitrini olmaktan öteye geçemez. Genç girişimci bu kapıyı çaldığında karşısında sadece kartvizit alışverişi görürse, heyecan söner.
İşte “bu kez ne farklı?” sorusunun gerçek cevabı, tam da burada yatmaktadır.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin kaderi, yalnızca sahnedeki konuşmalarda değil,
yarın bir KOBİ’nin bu platformdan nasıl fayda sağlayacağında, bir girişimcinin Avrupa kapısını bu yapı sayesinde aralayabilmesinde, bir Türk şirketinin Hollanda’da yolunu bu ağ sayesinde bulabilmesinde gizlidir.
Bu başarılabilirse, “Turkish Dutch Business Platform TDBP” gerçekten yeni bir sayfa olur.
Başarılamazsa, NETUBA’nın hatırası yeniden hatırlanır.
HOTİAD CEPHESİNDEN BAKIŞ: AYNI AMAÇ, FARKLI YOLLAR
Türkiye, geçmişte NETUBA ile denenmiş olan ve iki ülke arasında yalnızca ticari değil, aynı zamanda ekonomik ve siyasi zeminde de köprü kurabilecek, güçlü bir lobi etkisi yaratabilecek bir yapı arayışı içindeydi. Bu düşünce ilk etapta “Hollanda Türk İş adamları Derneği HOTİAD” üzerinden gündeme geldi.
HOTİAD Başkanı Hikmet Gürcüoğlu, bu noktada önemli bir hassasiyete işaret etti.
HOTİAD’ın birincil görevinin, Hollanda’daki Türk toplumunun konumunu güçlendirmek, bu toplumun ekonomik, sosyal ve kurumsal kapasitesini geliştirmek olduğunu vurguladı. Gürcüoğlu, bu misyonun, daha geniş ve farklı hedefleri olan bir yapı içinde gölgede kalmaması gerektiğini ifade etti.
Bu yaklaşım üzerine, Hollanda’da kurulu Türkiye sermayeli şirketlerin bir şemsiye altında toplandığı, aynı zamanda Türkiye’de faaliyet gösteren Hollanda sermayeli şirketlerin de dâhil edilmesinin hedeflendiği, özel ve bağımsız bir yapı oluşturulması yoluna gidildi.
Bugün hayata geçen bu platformun temel amacı, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri daha kurumsal bir zemine taşımak ve bu zemin üzerinden uzun vadeli, sürdürülebilir bir iş birliği ve etki alanı oluşturmaktır.
Bu tercih, bir yandan HOTİAD’ın kendi misyonunu koruyarak yoluna devam etmesini sağlamış, diğer yandan da Türkiye ile Hollanda arasında daha geniş ölçekli ve stratejik bir köprünün kurulmasının önünü açmıştır.
Toplantıdan sonra temas kurduğum Gürcüoğlu şunları söyledi: “Turkish Dutch Business Platformun lansman programına davetliydim. Program öncesinde platformun müstakbel başkanı ve sekreteri ile de görüşmelerim oldu. Hollanda’da kurulu Türkiye sermayeli şirketlerin bir şemsiye altında toplandığı ve Türkiye’de kurulu Hollanda sermayeli şirketlerle genişletilmek istenen
Hollanda ve Türkiye arasında ekonomi ve siyasi alanlarda köprü görevi üstlenecek, lobi gücü yüksek bir yapının amaçlandığını biliyorum.
Hollanda için yerel bir dernek olan HOTİAD Hollanda Türk Toplumunun konumunu iyileştirici içe dönük çalışmalar yaparken TDBP ağırlıklı olarak, ülkeler arası lobi yapmak gibi dışa dönük bir çalışma planı amaçlamakta.
Ve tabi aynı ülkede olmak ve kısmen çalışmaları örtüşen dernekleriz. HOTİAD onlar için bilinen ve takdir edilen bir dernektir. İş birliği alanlarımızın varlığı iki taraf içinde görülen bilinen bir durum. Görüşmelerimizde karşılıklı olarak iki derneğin varlığından ve iş birliğinden heyecan duyduk. Biz Türkiye iş dünyasının gelişmişliği ve buralara kadar gelmişliğinden heyecan duyarken onlarda altmış yılı geride bırakan işgücü gurubunun iş dünyasında da almış olduğu seviyeden heyecan duymaktalar. Bundan sonraki dönemlerde geleceği birlikte inşa etme bilinç ve heyecanı ile çalışabileceğiz.” (Alttaki fotoğraf)
TOVER Başkanı ve Hollanda Türk Girişimci dernekleri koordinatörü sıfatıyla toplantıya katıldığını belirten Durmuş Doğan, Turkish Dutch Business Platform’un bir ihtiyaçtan doğduğuna dikkat çekiyor. Türkiye’den gelerek Hollanda’da yatırım yapan büyük ölçekli şirketlerin bir araya gelmesiyle oluşan bu platformun, yalnızca ticari değil, aynı zamanda stratejik bir misyon üstlendiğini vurguluyor. “Ticari diplomasi” olarak tanımladığı bu yaklaşımın, ticaret yoluyla Hollanda’da etkin bir lobicilik faaliyeti yürütmeyi hedeflediğini ifade eden Durmuş Doğan, bunun yerleşik Türk girişimci dernekleri kadar, Türkiye’den gelerek burada faaliyet gösteren firmalar için de son derece önemli olduğunu söylüyor.
Ortaya çıkan bu gücün tek bir çatı altında toplanmasını büyük bir kazanım olarak değerlendiren Durmuş Doğan, bu teşkilatlanmanın kurulmasına emek veren herkese teşekkür ediyor. Sermayenin gücünü bir araya getirerek ticari lobicilik yapmayı hedefleyen Turkish Dutch Business Platform ile ortak çalışmalar yürütülmesinin ve güçlerin birleştirilmesinin hayati önemde olduğunu vurguluyor. Durmuş Doğan sözlerini, “TDBP teşkilatına çalışmalarında başarılar diliyorum” diyerek tamamlıyor.
İşte bu soruların gölgesinde, Amsterdam’daki H’ART Museum salonunda yaşanan
o akşama yeniden dönmek gerekiyor. Çünkü o gece, sadece bir lansman yapılmadı.
O salonda, yarım asırlık bir göç hikâyesinin yeni bir sayfası açılıyormuş hissi dolaştı.
H’ART MUSEUM’DA BİR AKŞAM: BİR LANSMANDAN DAHA FAZLASI
Amsterdam’daki H’ART Museum salonu, o akşam yalnızca mimarisiyle değil, taşıdığı anlamla da farklıydı. Duvarlarda sanat eserleri, salonda diplomatik bir zarafet, masalarda iş dünyasının ağırlığı vardı. Ama asıl hissedilen şey, havada asılı duran ortak bir beklentiydi.
H’ART Museum salonunda Türkiye Hollanda İş Platformu’nun düzenlediği bu muhteşem toplantıya, Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan, Azerbaycan Büyükelçisi Mammad Ahmadzada, Rotterdam Başkonsolosumuz Sevgi Kısacık, Amsterdam Başkonsolosumuz Mahmut Burak Ersoy, Deventer Başkonsolosumuz Hakkı Emre Yunt, Türkiye’nin Amersfoort Fahri Konsolosu Titus Kramer, Lahey İletişim Müşavirimiz İsmail Erkam Sula, Ticaret Müşavirimiz Ömer İlhan, Amsterdam Ticaret Ataşemiz Kutgün Sinal, Rotterdam Ticaret Ataşemiz Veysel Parlak, DTİK Avrupa Temsilciler Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları, HOTİAD Başkanı Hikmet Gürcüoğlu, sivil toplum temsilcileri, Hollanda’dan işverenler, Hollanda’ya Türkiye’den temsilci olarak gelen, büyük şirketlerin CEO’ları ve banka CEO’ları katıldılar.
İnsanlar oraya sadece bir davete katılmak için gelmemişti.
Birçoğu, “Acaba bu kez gerçekten başka bir şey mi oluyor?” sorusunun cevabını hissetmek için oradaydı.
Yaklaşık dört yüz davetli, daha kapıdan içeri girerken birbirini süzen bakışlarla selamlıyordu. Kimisi yıllardır tanıdığı yüzlerle kucaklaştı, kimisi hayatında ilk kez gördüğü insanlarla kartvizit alışverişine başladı. Bir saatlik tanışma ve diyalog bölümü, aslında gecenin özeti gibiydi: “Birlikte ne yapabiliriz?”
Bu soru, masaların üzerinde dolaşıyordu.
Ardından salona geçildi. Işıklar, sahne, sunumlar, müzik…
Ama gecenin ruhunu belirleyen, protokol düzeni değil, konuşmaların tonu oldu.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP” Başkanı Erhan Zeyneloğlu’nun sözleri, bir dernek başkanının rutin açılış konuşması gibi değildi. Daha çok, bir iş modelinin çerçevesini çizen bir CEO dili vardı. “Kurumsal çatı”, “somut iş birlikleri”, “yatırım”, “inovasyon”, “sürdürülebilir büyüme” gibi kavramlar, süslü cümleler olarak değil, hedef olarak dile getirildi.
Bu dil, salondaki birçok insan için yeniydi.
Çünkü diasporada yapılan pek çok toplantıda, daha çok duyguya hitap eden cümleler hâkim olur. “Birlik olalım”, “güçlü olalım”, “el ele verelim” denir. Bu gece ise, bu çağrıların yanına somut kavramlar eklenmişti. İş dünyasının dili sahneye taşınmıştı.
NFIA Komiseri Hilde van der Meer’in konuşması, gecenin önemli kırılma noktalarından biriydi. Bir Hollandalı yetkilinin, Türkiye’yi “sahada doğrudan varlık gösterdikleri 16 ülkeden biri” olarak tanımlaması, salondaki birçok kişi için sıradan bir bilgi değildi. Bu, Hollanda’nın Türkiye’ye bakışındaki ciddiyetin ifadesiydi.
Van der Meer’in vurgusu netti: “Teknoloji ve sürdürülebilirlik odaklı firmalar için Hollanda, küresel pazarlara açılan bir üs olabilir. Ve Türkiye, bu tabloda özel bir yere sahiptir.”
Bu cümle, salondaki Türk iş insanlarının yıllardır hissettiği ama çoğu zaman dile getiremediği bir gerçeği teyit ediyordu. Artık sadece “biz bir şeyler yapalım” dönemi değil, “iki ülke birlikte nasıl kazanır” dönemi konuşuluyordu.
Ve sonra, Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan konuştu.
Diplomatik metinlerin alışılmış mesafesinden uzak, sıcak ama güçlü bir üslup vardı sözlerinde. Hollanda’nın Türk şirketleri için Avrupa’ya açılan stratejik bir kapı olduğunu vurgularken, asıl mesajını şu cümlede topladı: “Sürdürülebilir büyüme, iş dünyasının bilgi, sermaye ve inovasyon gücüyle mümkündür.”
Ama gecenin hafızalara kazınan cümlesi, bir başka yerde geldi: “Gölge yapmayalım yeter.”
Bu söz, salonda dalga dalga yayıldı.
Bir diplomatik konuşmanın içinden çıkan bu sade ifade, aslında çok derin bir anlam taşıyordu.
Devlet, yol açmalıydı.
Engel olmamalıydı.
İş dünyası yürümek istiyordu.
Bu cümle, yıllardır bürokrasiyle, mevzuatla, engellerle boğuşmuş birçok girişimcinin kalbine dokundu. Çünkü çoğu, başarılarının önündeki en büyük engelin bazen sistemin kendisi olduğunu yaşamıştı.
Büyükelçi Yazgan’ın konuşması, bu anlamda bir güven mesajıydı:
“Yürüyün, biz yolunuzu kapatmayacağız.”
Gecede sunulan kısa film, Türkiye ile Hollanda arasındaki ticari ilişkilerin geçmişini ve bugünkü potansiyelini gözler önüne serdi. Limanlar, fabrikalar, insanlar, gemiler, yollar… Bir bakıma, iki ülke arasındaki görünmez damarlar, birkaç dakikalık görüntüyle sahneye taşındı.
Moderatör Semra Çelebi’nin kişisel dokunuşları, gecenin resmî havasını yumuşattı. Kendi hatıralarını paylaşırken, birçok davetlinin yüzünde aynı duygu belirdi: Bu hikâye hepimizin hikâyesiydi.
Ve ardından opera sanatçılarının sesi yükseldi.
O an, iş dünyasının rakamlarla konuşan dili, sanatın evrensel sesiyle birleşti. Salonda bir anlık sessizlik oldu. İnsanlar dinledi. Düşündü. Belki de şunu hissetti: Bu sadece bir toplantı değil. Bu, bir dönemin sembolik başlangıcı olabilir.
LinkedIn paylaşımlarında sıkça geçen “yeni bir çağ”, “geleceği birlikte şekillendirmek”, “vizyoner topluluk” gibi ifadeler, işte bu atmosferden doğdu. İnsanlar o salondan çıkarken, yalnızca kartvizit değil, bir his taşıdı.
Birçok katılımcı için bu gece, sadece tanışma değil, yeniden bağlanma gecesiydi.
Ama her güçlü atmosferin arkasında, bir sınav gizlidir.
Bir gecede yaratılan heyecan,yarın sabah başladığında neye dönüşecektir?
BİR GECE, YÜZLERCE SES: LINKEDIN SATIRLARINDA YANSIYAN RUH
Bazen bir toplantının gerçek anlamı, sahnedeki konuşmalardan çok, katılımcıların oradan çıktıktan sonra söylediklerinde gizlidir. Çünkü protokol metinleri kurumsal bir dili yansıtır; ama insanlar, kendi hesaplarında yazarken daha samimidir.
İşte “Turkish Dutch Business Platform TDBP” lansmanından sonra LinkedIn’de paylaşılan satırlar, bu gecenin neden sıradan bir davet olmadığını açık biçimde ortaya koydu.
Serpin O. paylaşımına şu cümleyle başlıyordu: “Amsterdam’daki muhteşem H’ART Museum’da düzenlenen Turkish Dutch Business Platform’un resmi lansmanına katılmak benim için büyük bir mutluluktu.”
Ama asıl dikkat çekici olan, devamında kullandığı ifadelerdi:
“Stratejik sinerjiler”, “yeni ticaret fırsatları”, “Türkiye ile Hollanda arasında dayanıklı ağlar kurmanın önemi”…
Bunlar, bir nezaket cümlesi değil, iş dünyasının dilidir.
Serpin O., gecede “küresel iş dünyasının liderleri” ile “üst düzey resmi temsilcilerin” aynı masa etrafında buluşmasından söz ediyor. Ve bu birlikteliği “ikili ekonomik ilişkileri güçlendirme konusundaki ortak kararlılık” olarak tanımlıyor. Paylaşımının sonunda ise şu cümle yer alıyor: “Bu vizyoner topluluğun bir parçası olmaktan onur duyuyorum.”
Bu, bir davete katılmış olmanın ötesinde, bir yapıya aidiyet duygusudur.
Esmeralda Sepers’in satırları ise, gecenin ruhunu belki de en derinlikli biçimde yansıtan metinlerden biri oldu. Onun ifadesiyle “Turkish Dutch Business Platform TDBP”, “bir dernek değil, iş dünyasının yön verdiği, kapsayıcı bir inovasyon gücü” idi.
Bu vurgu çok önemlidir.
Çünkü diasporada kurulan birçok yapı, zamanla klasik bir dernek refleksine sıkışır. Oysa Sepers, bu platformun farklı bir yerde durduğunu sezmişti. “Bu platform bir dernek değil” derken, aslında şunu söylüyordu: Burada masa başında konuşulan değil, sahada yapılan belirleyici olacak. Bir Turcologist ve hukuk danışmanı olarak, Türkiye ve Hollanda arasında şirketlere rehberlik ettiğini söyleyen Sepers, özellikle KOBİ’lerin yaşadığı zorluklara dikkat çekiyordu. Cesurca iki ülke arasında iş yapmaya çalışan küçük işletmelerin, çoğu zaman yalnız kaldığını hatırlatıyordu.
Onun için bu platform, büyük şirketlerin vitrini değil, sahadaki gerçek ihtiyaçlara cevap verebilecek bir yapı olmalıydı.
Ve gecenin kalbine dokunan anı, Büyükelçi Yazgan’ın “Gölge yapmayalım yeter” sözüyle yaşadığını yazıyordu. Bu söz, onun kendi kültürel geçmişiyle bağ kurmasına vesile olmuştu. “Yeni bir çağın başlangıcında gibiyiz” cümlesi, bir nezaket kalıbı değil, bir duygunun ifadesiydi.
Buldan Eğitim ve Dayanışma Vakfı’nın paylaşımı, bu gecenin nasıl algılandığını daha kurumsal bir dille özetliyordu. “Yeni diyalog kanalları açmak”, “ortak fırsatları değerlendirmek”, “geleceğe dair kalıcı bağlar kurmak” gibi ifadeler, bir toplantıdan çok, bir vizyon buluşmasını tarif ediyordu.
Emre Teker’in satırları ise bu işin arkasındaki emeği görünür kılıyordu. Aylarca perde arkasında çalıştığını, platformun hukuki altyapısını hazırladığını anlatıyordu. Onun vurgusu, bu girişimin rastgele ortaya çıkmadığıydı. “Sağlam hukuki yapılar sadece formalite değildir, stratejik bir değerdir” derken, NETUBA deneyiminden çıkarılmış bir dersin altını çiziyordu.
Ferruh Tarık Tığlı’ya göre, Amsterdam’daki lansman gecesi sıradan bir tanıtım toplantısı değildi. Daha ilk akşamdan itibaren ortaya çıkan katılımcı profili ve diyalog kalitesi, bu girişimin geçici değil, kalıcı ve değer odaklı bir yapı olacağının güçlü işaretlerini verdi. Tığlı, Türkiye ile Hollanda arasındaki ekonomik ilişkinin büyüklüğüne dikkat çekerek şu çarpıcı veriyi paylaşıyor: Türkiye’nin yurt dışına yaptığı toplam 60 milyar doları aşan yatırımların 24 milyar dolardan fazlası tek başına Hollanda’da yoğunlaşmış durumda. Bu oran, iki ülke arasındaki bağın ne kadar derin olduğunu ve bu platformun neden bu kadar anlamlı olduğunu açıkça gösteriyor.
Tığlı, geçmişte iyi niyetle başlatılıp süreklilik sağlayamayan pek çok girişime tanıklık ettiğini, ancak bu kez tablonun farklı olduğunu vurguluyor. Ona göre bu platform, güvene dayalı bir köprü olarak Türk ve Hollanda iş dünyasını inovasyon, girişimcilik ve sürdürülebilir büyüme ekseninde bir araya getiriyor.
“Bu başlangıcın gücü bana gerçek bir umut veriyor. Bu kez ortaya çıkan yapı, büyüyen ve değer üreten kalıcı bir platform olacak” diyen Tığlı, bir yılı aşkın süredir titizlikle hazırlanan bu sürecin parçası olmaktan duyduğu memnuniyeti de özellikle ifade ediyor.
Yasemin Ay, gecenin duygusal tarafına dikkat çekiyordu. “Tanıdık yüzlerle yeniden buluşmak, ilham verici yeni insanlarla tanışmak” diyordu. H’ART Museum’daki atmosferi, “anlamlı sohbetler, kültürel etkileşim ve ortak bir vizyonun buluştuğu bir akşam” olarak tanımlıyordu.
Bütün bu paylaşımların ortak bir dili vardı.
*Bu bir “dernek” değil
*Bu bir “ağ”
*Bu bir “köprü”
*Bu bir “gelecek inşası”
*Bu bir “başlangıç”
Kimse “ne güzel yemek vardı” demiyordu.
Kimse “iyi ağırlandık” klişesine sığınmıyordu.
Herkes, bu gecenin bir anlam taşıdığını hissetmişti.
Ama tam da burada, dosya yazısının en kritik sorusu yeniden karşımıza çıkıyor: Bu satırlardaki heyecan, yarın sabah somut adımlara dönüşecek mi?
LinkedIn paylaşımları, bir ruh hâlini yansıtıyor.
Ruh hâli ise, tek başına yeterli değildir.
Bütün bu satırlarda ortak olan duygu şudur: Bu gecede hissedilen heyecan, sıradan bir nezaket dili değildir. İnsanlar gerçekten bir şeyin başladığını sezmiştir. Ama her başlangıcın kaderi, ertesi gün atılacak adımlarla yazılır.
BİR PLATFORM MU, YOKSA GERÇEKTEN YENİ BİR SAYFA MI?
Her büyük heyecanın arkasında, görünmeyen bir eşik vardır.
O eşik, söz ile fiil arasındaki mesafedir.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP” için de asıl sınav, H’ART Museum’daki alkışların bittiği anda başlamıştır. Çünkü o gece salonda bulunan herkes, bir şeyin doğduğunu hissetti. Ama tarihe bakıldığında, hissetmek ile başarmak arasındaki yolun ne kadar uzun olduğu defalarca görülmüştür.
Bu yüzden bugün sorulması gereken soru şudur: “Turkish Dutch Business Platform TDBP”, Hollanda’daki Türk iş dünyası için bir vitrin mi olacak, yoksa gerçekten bir kaldıraç mı?
Eğer bu yapı, yalnızca yılda birkaç kez düzenlenen şık toplantılarla anılırsa, eğer fotoğraflar, kartvizitler ve iyi niyet cümleleriyle sınırlı kalırsa, zamanla “bir platform daha” olarak hafızaya kazınır.
Ama eğer:
*Bir KOBİ, Hollanda pazarına açılmak istediğinde bu kapıyı çalabilir.
*Bir Türk girişimci, Avrupa’ya ilk adımını bu ağ sayesinde atabilir.
*Bir Hollandalı şirket, Türkiye’de güvenle yol alacak ortağı burada bulabilir.
*Bir genç, bu platform aracılığıyla iki ülke arasında kariyer kurabilir.
*Somut projeler, ortak yatırımlar ve gerçek iş birlikleri doğarsa, o zaman “Turkish Dutch Business Platform TDBP”, sadece bir organizasyon değil, bir dönüm noktası olur.
Bu farkı yaratacak olan şey, niyet değil, mekanizmadır.
Bir platform, kendiliğinden “etkili” olmaz. Etkili olmak için, gündelik hayatta çalışması gerekir. İnsanlar kapısını çaldığında, karşılarında muhatap bulmalıdır. Sadece büyük şirketlere değil, küçük işletmelere de hitap edebilmelidir. Sadece tecrübeli isimleri değil, yeni kuşak girişimcileri de içine alabilmelidir.
Hollanda’daki Türk iş dünyası, artık bu olgunluğa sahiptir.
Birinci kuşağın alın teriyle açtığı yol, ikinci kuşağın eğitimiyle genişledi, üçüncü kuşağın vizyonuyla uluslararasılaştı.
Bugün bu toplum, sadece “ayakta kalmayı” değil, “oyun kurmayı” konuşabilecek noktaya gelmiştir. “Turkish Dutch Business Platform TDBP’nin gerçek anlamı da tam burada yatmaktadır.
Bu platform, Hollanda’daki Türk iş dünyasının “biz de varız” deme biçimi değil,
“biz yön verebiliriz” deme cesareti olmalıdır.
NETUBA deneyimi, bu yolun ne kadar zor olduğunu gösterdi. Ama aynı zamanda, neden gerekli olduğunu da ispatladı. Çünkü o girişim olmasaydı, bugün neyin eksik kaldığını bu kadar net konuşamazdık.
Şimdi yeni bir sayfa açılıyor.
Bu sayfanın nasıl yazılacağı, yalnızca birkaç yöneticinin değil, bu platformun etrafında toplanacak binlerce insanın tutumuna bağlıdır. Katılanlar, “seyirci” mi olacak, yoksa “sorumluluk alan” mı? Bekleyenler, “görelim bakalım” demekle mi yetinecek, yoksa sürecin parçası mı olacak?
Bu soruların cevabı, “Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin kaderini belirleyecek.
H’ART Museum’daki gece, bir başlangıçtı.
Bir işaretti.
Bir ihtimaldi.
O ihtimal, bugün hâlâ masanın üzerinde duruyor.
Hollanda’daki Türk iş dünyası, yarım asırlık bir yolculuktan sonra ilk kez bu kadar güçlü bir potansiyele, bu kadar geniş bir ağa ve bu kadar elverişli bir zamana sahip.
Şimdi mesele şu: Bu potansiyel, ortak bir akla dönüşebilecek mi?
Eğer dönüşürse, yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında, “Her şey o gece başladı” denilebilir.
Eğer dönüşmezse,
H’ART Museum’daki o alkışlar, diasporanın hafızasında bir güzel anı olarak kalır.
Ve bir gün, bir başka salonda, bir başka platformun lansmanında, aynı soru yeniden sorulur:
“Acaba bu kez gerçekten farklı mı?”