Bursa tarihte her zaman Uludağ’la birlikte başındaki ak örtüyü açmayan bir gelin gibidir. Kuzey etekleri ise uygarlık doğuran bir anne rahmi edası içinde olmuştur. Kentin ilk kurulduğu sur içi bölgesinin kuleleri, sarayları ve mabetleri ise kentin ezeli ve ebedi yeniçerileri gibi hep dik durmuştur. Bu kentin coğrafyası tarihteki en gelişmiş bir Türk ve İslam devletini kurmuş. Osmanlı Devleti bu bu ak örtünün doğurduğu bir uygarlık olarak tarihe damgasını vuran bir uygarlık kurucusudur.
Kentin ve devletin kurucu değerlerinden günümüze ise, mezarlar, anıt türbeler, camiler, medreseler ve tekkelerin bir kısmı kalmış. Osmanlı sarayı yıkılmış, onarılmamış. Kale içindeki tarihi Osmanlı sarayı, maalesef modern Türkiye'nin yöneticileri tarafından onarılmamış. Bir eğlence park ve sosyal tesise dönüştürülmüş. Yerine otel ve eğlence tesisleri kurulmuş. Türkiye’de sanayileşmenin ilk örneği olan iplik fabrikası terk edilmiş. Harabe ve metruk bir mekâna dönüşmüş. Tahtakale olarak adlandırılan ilk Türk yerleşimi, yıkılmış, tarihi bir alan olmaktan neredeyse çıkarılmış.
Kent son 70 yılda ise modern Türkiye’nin sanayi merkezlerinden biri olmuştur. Bu durum şehri ve bir zamanlar İstanbul’u dahi besleyen ovayı tüketmiştir.
Şehrin her tarafına gökdelenler dikilmiştir. Anıt yapılar kapitalizmin tüketim sembolü olan gökdelenlere kurban edilmiştir.
Bursa Uludağ’dan selamlar…