Müslüman kardeşliğinin tarihteki ilk somut örneği Mekke'de gördükleri baskı ve işkencelerden dolayı Medine'ye göç eden Mekkeli Müslümanlarla, Medineli Müslümanlar arasındaki kardeş dayanışmasıdır. Tarihte, muhacir- Ensar kardeşliği olarak geçen bu uygulamada Medineli Müslümanların gelen Mekkeli Müslümanlara evlerini açıp, kazançlarını ve aşlarını paylaşmaları İslam'ın kardeşlik anlayışını tüm dünyaya duyurmuştu.
Hatırlanacağı üzere 2010 yılının sonlarında, İran üzerinden ülkemize müthiş bir sığınmacı akını olmuştu.
Afganistan, Bangladeş, İran ve Pakistan'dan gelen on binlerce sığınmacı ülkemize giriş yapmıştı. İçlerinde kimlerin olduğunu bilmediğimiz bu göçmenlerin yol güzergahı üzerinde ilk durakları Erzurum olmuştu.
Doğudan gelen ve devletin seyrettiği bu göç dalgasının bir benzeri de güneyde yaşanmış Suriye'den giriş yapan milyonlarca sığınmacı da Anadolu'ya yayılmıştı.
Gelen bu milyonlarca müslümanın, ülkemiz tarafından kabul edilmeleri neticesinde, onların insani ihtiyaçlarının karşılanması, barınma, adalet, sağlık ve eğitim gibi haklardan faydalanmaları için devlet kesenin ağzını açmış, Müslüman -Türk halkı ve sivil örgütler gelenlere hayatı kolaylaştırmak için yarışa girmişti.
Bu konuda gösterilen referans, muhacir -ensar kardeşliğiydi. Etkili ve yetkililer hemen her ortamda bu konuyu dile getiriyordu.
Vakıf başkanı olarak binlercesiyle yakından ilgilendiğim bu göç dalgası içerisinde akla hayale gelmeyecek trajik sahnelere tanık olmuştum.
Kadının yok hükmünde sayıldığı, erkek egemen zihniyetin baskısı altındaki bu geri kalmış İslam diyarlarında insanların yaşadıkları olaylar son derece üzücüydü,
Gelenlerin hemen hepsi bizim ülkemiz üzerinden Avrupa'ya geçmek düşüncesindeydi.
Aradan yıllar geçti, politikalar değişti, sınırlarda tedbirler alındı, mevcutların sağlık sisteminden faydalanmaları zorlaştırıldı, başvurular reddedilip kimlikler toplatıldı, sosyal yardımlar konusunda destek ve hizmet minimize edildi.
Siyasi arenada sığınmacılar üzerinden yapılan negatif propagandalar halkın desteğini azalttı.
Şu an şehrimizde azda olsa çoğunluğu Afganistan vatandaşı olan sığınmacı var.
Ameliyat olması gereken, doğum yapması yaklaşan, kronik hastalığı olanların, kapanan sağlık sistemleri dolayısıyla sıkıntı yaşadıklarını duyuyoruz.
Hastanelerde, sistemde olmayanlar için uygulanan tarifeleri ödeyecek imkanları olmayanlar para bulma peşindeler.
Parayla bakılsalar dahi ilaç alacak parayı bulamayanlar var.
Sigortasız çalıştıkları iş yerlerinden ücretini alamayanların dertleri bir başka.
Herhangi bir suçtan hapiste olanların ortada kalan aileleri var.
Göç İdaresinin tavizsiz prosedür uygulamaları ve alternatif sunmayan yaklaşımları canlarını sıkıyor.
İptal edilen kimliklerinden dolayı okula devam edemeyenler çareyi okumamakta buluyor.
Türkiye'de liseyi okuyup Üniversite kazanan pırıl pırıl gençlerin endişeleri cevapsız kalıyor.
Geçen hafta Mahallebaşı'nda bir Afgan sığınmacı bıçakla kendini doğrarken görüntülendi.
Haberlerde "uyuşturucu etkisinden dolayı" yorumları yapıldı.
Acaba derdi neydi?. Nasıl bir çıkmaza düşmüştü? Soranımız oldu mu? bilmiyorum!
Kendini bıçaklayan gencin videosunu izlerken, aklıma, yıllar önce sorunlarının altından kalkamayan genç bir Afganlı kızın Karayolları’ndaki üst geçitten kendisini arabaların altına atmasıyla, çaresizlikten dolayı bileklerini kesen bir Afgan babayı SSK Hastanesine nasıl yetiştirdiğim geldi.
16 yıldır çok yakından bildiğim bu toplumun içinde ebetteki her türlü kötülüğe bulaşmışlar vardı. Ama büyük bir kesim, özgür ve refah içinde yaşayacakları bir gelecek için yola çıkma riskini alan fukara Müslümanlardı.
Köylerde Afgan çobanlardan eser yok. İnşaatlarda üç kişinin yaptığı işi yüklenen sigortasız bedava çalıştırılan Afgan yok.
Ebetteki her insan kendi ülkesinde yaşamalı ve ülkesine hizmet etmelidir.
Çaresiz kalanların çare arayışları modern dünyanın insanlık ayıbıdır.
Şu anda aramızda yaşayan, çeşitli sorunları bulunan, Isınma konusunda sıkıntı yaşayan, elektrik, kira ve su faturalarını ödemekte zorlanan bu kardeşleri görmemezlikten mi geleceğiz.
İnsanın aklına şu soru geliyor" Muhacir -Ensar kardeşliği bitti mi?