Peygamberler Peygamberi’nin ilk halifesi. İslam Devleti’nin ilk reisi. En büyük sahabî Hz. Ebubekir’i bir daha anlıyorum. Vefatında eski hırkasını “Bu beyt-ül mâlindir. Hazineye koyunuz” tarzındaki vasiyetinin mânâsını bu kadar seneden sonra bir daha ve derinden anlıyorum.
Anlıyorum ki, her çoban sürüsüne örnek olmalıdır. Her makam sahibi başkasına iğneyi batırmadan, çuvaldızı kendisine batırmalıdır.
Anlıyorum ki, insanları idare etmek, onları razı etmekle olur. İnsanları razı etmenin tek yolu fedâkârlıkta onların hepsini geçmektir.
Şimdi daha iyi anlıyorum. Hazreti Ömer’in yolda bulduğu kemik üzerine yazdığı “seni azlettim” kelimeleri, ulaşım imkânlarının hiç derecesinde olduğu bir devirde, bir kraldan daha kudretli valileri hangi kuvvete dayanarak tepe taklak etmeye kâfi geliyor.
Şimdi anlıyorum bir kocakarının “Allah’tan kork ya Ömer” diye suratına haykırabildiği adamdan, orduları bozan cengâverler, kıtaları zapt eden kumandanlar, niçin ödleri patlarcasına korkmaktadırlar.
Çünkü Ömer taşı başına yastık edip uyuyor, doyasıya yemiyor ve ancak oğlunun hissesini bağışlaması üzerine ganimet mallardan bir elbise yaptırabiliyordu.
Hem hangi günlerde altın, mücevher ve servet deposu İran’ın fethedildiği, Medine’yi de İran servetinin istila ettiği demlerde.
Şimdi anlıyorum. Bu servet seli karşısında koca halifenin çırpınıp dövünmesini; Kisrâ’nın üstü mücevherli Buhara halısını parçalatıp herkese dağıtmasının sebebini.
Şimdi anlıyorum Sultan Murat’ın “halkı azdırıcı maldan özge nesne olmaz” deyişini. İnsanlığın binlerce senelik medeniyet mirasını derlemiş bulunduğu şu en zengin günlerde niçin en rahatsız, en ihtilâçlı olduğunu da şimdi anlıyorum.
Bir Türk atasözü “Pay dağıtana pay kalmaz” der. Aslında pay dağıtana pay kalmamalıdır da. Bir devrin en büyük istinadı adalettir. Adaletin tek garantisi de devlet adamlarının fedakârlığıdır. Hazreti Ebubekir’in ve onun yolunu kılı kılına takip eden Hazreti Ömer’in otoritelerini adaletleri, adaletlerini de feragatleri temin ediyordu. Dünya tarihinde bu çaplı bir feragat örneği gösterilemez.
Şimdi anlıyorum Hz. Ebubekir’i. Hazreti Ömer’e nasıl yol gösterdiğini. Bu yolu hem şuurla hem de feragat zevkiyle nasıl beraber geçtiklerini.
Hem pay dağıt… Hem pay alma… Bir “paradoks” bu. Şimdi anlıyorum Hazreti Ebu Bekir’in ve takipçilerinin bir paradokstan, nasıl devletler ve medeniyetler çıkardıklarını…
ERGUN GÖZE 11 Aralık 1973