Malum olduğu üzere, Yörük, göçebe, dağlı, çok çabuk yürüyen, iyi yol alan vb. anlamlara gelir. Hem Anadolu' muzda hem de Rumeli'nde hayvancılık ile geçimlerini sağlayan göçebe Türkmenlere Yörük denir.
Yörük, bir etnik yapının adı değildir. Yörüklüğü ayrı bir etnik grup olarak göstermek, Türkmen ve Türk adından ayrı düşünmek mümkün değildir. Türklerin Türkmen/ Oğuz kolundandırlar. Ülkemiz de çoğunlukla, Konya, Karaman, Kütahya, Aydın, Malatya, Adıyaman, Denizli, Isparta ve Muğla illerimizde oturan çok sayıda Yörük aileleri ve obaları vardır.
Kısaca verdiğimiz bu bilgiler hakkında zannederiz okuyucularımız da genel bir mutabakat vardır. Şimdi yazı başlığımız ile ilgili konuya dönersek, kulaktan kulağa aktarılan ve tebessümle anlatılan bir rivayet ya da hikâyeye göre; ünlü halk türkülerinden birinde söylendiği gibi, *ne de olsa kışın sonu bahardır* diyelim, kış mevsimi nihayet bitmiş, iç açıcı, gönüllere ferahlık veren bahar kendisini göstermeye başlamış, sıra dağlar yeşermiş.
Yörük Ağasının kararı ile, yörük obası, katarı toparlayıp Toros yaylalarına çıkmak için* HARAR* lara doldurmuşlar. Yörükbaşı: *Mart gülmeli, Nisan ağlamalı, Mayıs çağlamalı, yorulmadan yol alınmaz, çalışmadan mal alınmaz, çiftçi sürdüğü, Yörük güttüğü kadar, Ya Allah c.c. Bismillah* deriz diye nida ederek yola koyulmuşlar. Belli bir mesafe gittikten sonra dar ve sarp bir geçitte eşkıyanın baskınına uğramışlar. Eşkıyalar, kervan yüklerinde ne var ne yok ellerinden alıp gasp etmişler. Ne yapacağını bilemeyen Yörük başı, başlamış eşkıya başına yalvarmaya: " *Elini ayağını öpeyim Ağam. Biz bundan gayri ne yaparız? Ne yer ne içeriz? Bari, merhamet et, aldıklarının yarısını geri ver de aç kalmayalım* demiş. Kıs kıs gülen eşkıya başı: "aldığımız her yüz eşyadan ve akçeden birisini geri verin" diye adamlarına emir vermiş. Zavallı Yörük başı: *Hay Allah c.c. senden razı olsun merhametli ağam! Mekânın cennet olsun, senin gibi eşkıya başımızdan eksik olmasın* diye duaya başlamış. Göçer obasının bütün yükünün üç beş yatak yorgan ile yemek pişirmek için aldıkları üç beş kap- kaçak ve 10- 15 adet kıl çadırlardan ibaret olduğunu bilmezden gelmiş.
Günümüze uyarlarsak, özellikle alın teriyle çalışıp, asgari ücret ile asgari bir hayat sürmeye mahkûm, onlar yüzler değil, on binlerce insanımız, açlık sınırı altında emekli maaşı alan milyonlarca emeklimiz (orta ve üst düzeydeki emekliler hariç) Devlet Babamızın tespit ve tayin edeceği asgari ücret ile emekli maaşına KERHEN de olsa razı olarak *Allah c.c. Devlet ve milletimize zeval vermesin* diyeceğini tahmin edebiliriz.
Elbette devletimiz büyüktür ve güçlüdür, eşkıyalık yapmaz ama teşbihte hata olmaz derler ya! Bütün kurum ve kuruluşlarda israf ve savurganlık olmasa, milyarlık özel sektör firma ve kuruluşların, vergi borçları affedilip veya ertelenmese; çalışanlarımıza ve emeklilerimize daha güzel imkanlar sunabilirsiniz diye düşünüyoruz.
Vesselam…