M. Halistin KUKUL

Şair - Yazar

[email protected]

Ramazan Ayı ve Güzel Ahlâk

Dinimiz İslâm, insanoğluna, -ayrımsız olarak- daima, doğruluk, iyilik ve güzellikten ayrılmamayı tavsiye eder.

Bu sebeple; bu hususta, mukaddes kitâbımız Kurân-ı Kerîm’de, birçok âyette de telkinlerde bulunulur.

Meselâ; Kalem sûresinin 4. âyetinde, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nezdinde, şöyle buyrulur: “Şüphesiz, sen, yüksek bir ahlâk üzeresin.”

Peygamber Efendimiz de bir hadîsinde şöyle buyurmaktadır:” Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”

Tabiî ki, sosyolojik ve felsefî olarak ‘ahlâk kavramı’ çok tartışılmıştır. Elbette ki, tartışılmaya da devam edecektir. Ancak; hedef, “güzel ahlâk” tır.

Ahlâklı’lık ile ahlâksız’lık arasındaki hassas ‘çizgi’yi iyi bir kavrayışla çizebilirsek, bunda başarı sağlayabiliriz.

Biz, şu anki mevzumuz üzre, her şeyde, önce kendi nefsimizi murakabe altına almanın şart olduğunun idrâkinde olmamız gerektiğini bilmeliyiz.

Dardan genişe doğru, bütün sosyal çevrelerle irtibatta, muhakkak surette, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hûd, 112) ve “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin” (Ahzab, 70) âyetleri gereğince, herkesin, kendisine çekidüzen vermesi gerekir.

Yarın, Ramazan-ı şerîfin birinci gününü idrâk edeceğiz.

Ramazan ayı, oruç ayıdır.

Oruç; kul’un, isrâfın her çeşidiyle, kibirle, öfkeyle, açlıkla, sözün her türlü müstehceniyle, argosuyla ve akla gelebilecek ne kadar ‘kötülük’ varsa, hepsiyle, imtihan hâlidir.

Bu sebeple; gönlümüzü, bunlara ayârlı olarak tanzim etmeliyiz!..

Allah ü Teâlâ, Bakara sûresinin 183. Ayet-i kerîmesinde şöyle buyurmaktadır: “Ey Müminler, oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizin üzerinize de farz kılındı. Umulur ki, oruç sâyesinde fenâlıklardan (kötülüklerden / günahlardan) sakınırsınız.”

Demek ki, oruç ibâdetinin “fenâlıklardan sakınmak” gibi, bize bahşedilen bir ‘faydacı” yönü de mevcuttur.

Bu bakımdan, dünyanın, belki de en zâlimâne zamanlarını yaşadığı bu günlerde, kendimiz, milletimiz ve insanlık adına yapmamız gereken büyük mesuliyetli işler mevcuttur.

Çocukların ve mazlumların katledildiği fakat kimsenin bir şey yapmadığı/yapamadığı, acziyet içinde birbiriyle didişip durduğu bu zamanları, en azından, onlara el uzatmakla geçirmeliyiz.

Sahteliklerin kol gezdiği, yapılmayanların yapılmış gibi veya yapılacakmış gibi nakledildiği bu zamanları, hiç değilse, Ramazan-ı şerîf hürmetine, biraz daha samimiyetle yaşamalıyız.

Yâni; yalandan, riyâdan, nizâdan, iftiradan, kibirden uzak, vicdan muhasebesi yaparak ve insanî mesuliyet duyarak hayat sürmeye çalışmalıyız!..

Güzel ahlâk, vicdânlı olmaktır!.. Güzel ahlâk, merhametli olmaktır!.. Güzel ahlâk, samimî olmaktır!.. Güzel ahlâk, yardımsever olmaktır!..

Güzel ahlâk, adâleti sağlar. Nezâketi geliştirir. Merhametin ise, tam da kalbidir.

Bugünlerde, müşahede etmekte ve basından takip etmekteyim ki, belediyeler ve bâzı devlet yetkilileri harıl harıl ramazan hazırlığı yapmakta ve beyanat vermektedirler.

Bâzılarında öyle bir ‘telâş’ var ki, sanırsınız, insanlar, ‘oruç tutmaya’ değil de yemek yemeye hazırlanıyorlar!..

Tuhafız, hem de çok tuhaf!..

Şâyet, bunca beyanatın, bunca harıl harıl hazırlıkların ve telâşın ‘îcabı/gereği’, geçirilen veya ramazandan sonra geçirilecek olan ‘onbir ay’ için yapılmış olsaydı, bunca insan, bir ramazan pidesi veya bir kilo et almak için kuyruklarda sıralanmazdı.

Geçen ramazanlarda da çokça şahit oldum ki, bu ‘ay’ sanki ibâdet ayı değil de ‘eğlence ayı’dır!..

Neredeyse sahurlara kadar devam eden ve binlerce lira ödenerek tertip edilen şarkılı-türkülü geceler hep yaşandı.

Sokakların son model arabalarla dolu olduğu bir memlekette, câmi avluları hâlâ dilencilerle dolu ise, Ramazan ayını beklemeye ne lüzûm vardı(r)!?

Okullarda, çocuklarına bir öğün yemek ikrâm edemiyorsan ve üniversiteli fakir gençlerin için ise, hiç değilse, senede bir defa olsun, câmilerinde yardım toplayamıyorsan; neredeyse her Cuma namazı sonrası toplanan yardımların ne önemi vardır?

Ve her gün, çöp bidonlarından geçim temin etmek isteyen gariban sayısı arttıkça, ‘senede bir’ yapılan bu ikrâmların hükmü nereye kadar sürebilir?

Doğrudur!.. Ramazan-ı şerîf, her cephesiyle yardımlaşma, tevâzû, ibâdet, kulluk, merhamet, şefkat, bereket, huzur, sükûnet, rahmet ve mağfiret…  ayıdır…

Bu hususlarda, Türk Milleti de gerçekten cömerttir!..

Ancak, bu cömertlikler, bu eli açıklıklar, ‘gösteriş’ hâlini almaktadır ki, bundan daha vahimi de yoktur!..

Cemiyet âhengi sarsılmış, p(i)sikolojiler bozulmuş, kayıplar çoktan başlamıştır!..

Peygamber Efendimiz: “Oruç, sabrın; sabır da îmânın yarısıdır” buyurmuşlardır.

Sabırla ümit üzreyiz!..Temennimiz de arzumuz da budur!..

Bu vesileyle; Aziz Türk Milleti’ne hayırlı Ramazanlar diliyor, yazımı, bundan yirmi altı yıl evvel yayınladığım RAMAZÂNNÂME başlıklı şiirimle sonlandırıyorum:

RAMAZÂNNÂME

Muhabbet deryâsının aşk lezzeti sende var;

Aşkın hakikatinin muhabbeti sende var.

Tutuştu mu gönüller bir kez o kıvılcımla;

Saâdetin özünün bereketi sende var.

* * * *

Bütün coşan gönüller meşakkatten âzâde...

Gün olur elbet dolar ömre biçilen vâde.

Huzura yürünüyor; her şey Rabb'e âmâde;

On bir ayın şahlanan fazîleti sende var.

* * * *

Nûrunla kalpler doldu; bulutlar aralandı.

Milyonlar saf saf oldu; ardarda sıralandı,

Sevdâ yüklü kâinat seninle tuğralandı;

Ebedî yolculuğun saâdeti sende var.

* * * *

Dupduru bir pınarın suyuyla yunmak güzel;

Köşkünden pırıltılar, aşk ile, sunmak güzel.

İlâhîlerle gönle bir kez dokunmak güzel;

Sevginin çağıl çağıl zarâfeti sende var.

* * * *

Her kışın baharı var, gönlün baharı sensin;

Güzelliğin, çehrede, gerçek ayârı sensin.

İftar sofralarında sabrımın yârı sensin;

Benliğimin hoşgörü hürriyeti sende var.

* * * *

Câmiler; mahzûn, buruk sînelerin yunağı;

Sevdâ yüklü kalblerin en emîn barınağı.

Ezân nidâlarıyla kucaklayan her çağı;

Şefkatteki tevâzû azameti sende var.

* * * *

Gece-gündüz her ânın şükürlerle donanır;

Kâinat, sabahları, binbir hazla uyanır.

Cân, cânanın aşkına bilmem nasıl dayanır;

Evliyâ nefesinin her hikmeti sende var.

* * * *

Harâbeler içinde, gözler, ziyâ'nı arar;

Garipler, bîçâreler, sende mizânı arar.

Tövbenin sırlarında ân ân mânânı arar;

Anne hissiyâtının merhâmeti sende var.

* * * *

Dünyaya râm olamam, mevti dost edinemem;

Çok korkarım, mahveder, beni, kibrim-debdebem.

Çünkü âciz nefsimle çetindir mücâdelem;

Dertlerin merheminin inâyeti sende var.

* * * *

Ne kadar güzelsin ki, ayların sultânısın;

Ümit üzre olanın cânısın-cânanısın.

Titreyen dudaklara, hükümdâr irfânısın;

Sabah ezân vaktinin sükûneti sende var.

* * * *

Minâreler parıldar nazlı bir ihtişâmla;

Su akar, çiçek açar, yeni yeni ikrâmla.

Yıldızlar göz kırparlar asîl bir ihtirâmla;

Bülbülün, kurdun-kuşun, cemaâti sende var.

* * * *

Kuru kuru dudaklar, tiril tiril parmaklar...

Seninle cân bulurlar...Gürül gürül ırmaklar!

Bu ırmakta çimenler, ne kadar temiz-paklar;

Mânevî kâinatın tüm serveti sende var.

* * * *

Sözü güzel diyene, Hakk da yâr olur, inan!

Ona karşı koyana, her şey nâr olur, inan!

Seninle olmayana, dünya dar olur, inan!

İki cihân mülkünün emâneti sende var.

* * * *

Bu yolda âşık durmaz; âşık olan yorulmaz!

Bilinir ki; ummânlar, bulanmadan durulmaz!

Bataklık arazide sağlam bina kurulmaz;

Tevhîdde aşk devleti, asâleti sende var!..

M. HALİSTİN KUKUL                                                                                                                                 
(Türk Edebiyatı Dergisi, Aralık 2000, Sf. 16)