İnsanlar gibi siyasi hareketler de laboratuvarda üretilmiyor. Hiçbir anne-baba çocuğunun zalim mi lider mi olacağını bilmiyor; tarih bunun örnekleriyle dolu.
Bu gerçek bize şunu söylüyor: Sonucu bilmeden kesin hüküm vermek kolay, ama çoğu zaman yanıltıcı.
Geçmişte bazı isimlerin arkasında durmamız ideolojik bir teslimiyet değil, şartların dayattığı zorunlu tercihlerdi. Bazen siyaset, ideal olanı değil mümkün olanı seçme sanatıdır. O gün Meral Akşener’e verilen destek de böyle bir ihtiyacın sonucuydu; beğenmekten çok boşluğu doldurma refleksiydi.
Bugün ise henüz yolun başındaki aktörler için erkenden saf tutmayı doğru bulmuyorum. Kim olduklarını, nereye yürüyeceklerini bilmediğimiz isimlere umut veya öfke yüklemek erken. Geçmişte yaşadıklarımız bize aceleciliğin bedelini öğretti. Bu yüzden artık yoğurdu üfleyerek yeme taraftarıyım.
“Genç olsun” kriteri tek başına bir vizyon değildir. Yaş değil, kapasite ve istikamet belirleyici faktördür. Henüz sınanmamış adaylar üzerinden gelecek inşa etme tasavvuru var olanı da yıpratmaktan başka bir sonuç doğurmaz.
Şu aşamada yapılacak en akıllıca şey, elimizde olanı heder etmeden süreci izlemek.
Dereyi henüz geçmedik; suyun derinliğini görmeden atlamak cesaret değil, kumardır.
Bunlar şahsi kanaatimdir. Doğru da çıkabilir, yanlış da. Ama acele hüküm vermektense beklemeyi tercih etmenin uygun olduğunu düşünüyorum.