Abdullah KÖKTÜRK

Eğitimci - Siyasetçi

Bir Ermeni ile Yapılan Uçak Yolculuğu

Kanada’da Uluslararası Çevre ve Ormancılık Fuarı ile ilgili görevimiz bittikten sonra, ülkemize dönüş yapmak üzere Ottowa hava alanına geldik.

Hava alanında dönüş ile ilgili işlemlerimizi yaptıktan sonra da bekleme salonuna geçtik. Çok da kalabalık bir ortamdı. Bu arada bende Türkçe konuşan, hatta Türk’e benzeyen birilerini görebilir miyim diye sağımı, solumu kollamaya başladım. Salonun sonunda, duvarın dibinde Türk’e benzeyen bir gurup gözüme ilişti. Doğrusu epeyce de sevindim. Yabancı dil konusunda yeterli olmayışım da bu psikolojik ortamı yaşamamda etkili oldu sanırım.

Paris aktarmalı yolculuk yapacağımız için, Türkçe konuşan veya İstanbul’a giden birileri ile tanışmam faydalı olur diye düşünüyordum.

Hızla bu söz konusu Türk’lere benzeyen guruba doğru yürüdüm. Yaklaştığımda baktım ki boyunlarındaki kolyelerde haç işaretleri var. Görünüş ve tip Anadolu ancak, kolyeler yabancı, Hıristiyan bir gurup anlaşılan.

Yapılacak bir şey de yok, uçağın kalkış saati geldi ve biz de gittik yerimize oturduk. Koskoca uçakta Türk’çe bir kelime duyamıyordum.

Yolculuk başladı. Nihayet, uçağımız Paris’ de hava alanına indi. Uçaktan inmeye başladık. Aktarım olacak ve bizde İstanbul’a gidecek olan bir Türk uçağına geçeceğiz.

Uçaktan çıkarken, biraz önce bahsettiğim gurubun da İstanbul’a giden yolculardan olduğunu, uçağı terk etmelerinden anladım. Doğrusu biraz da rahatladım. Aktarma işleri yol yordam ve dil bilmeyince daha da zorlaşıyor. Söz konusu guruptan yaşlı bir hanımefendi önümden gidiyordu. Ben de onu takip ettim. Tecrübeli biri diye düşündüm. Bu yaşlı hanımefendi ile beraber epey gittik. Bu arada arkaya bakayım dedim, baktım ki kimse yok. Hemen önümdeki hanımefendiyi uyardım, biraz dil, biraz da beden dili ile… O da bu işe biraz şaşırmış olmalı ki, biraz heyecanlandı. Neyse bu yaşlı hanımı da yanıma alarak geri döndüm ve görevlilere İstanbul yolcusu olduğumuzu anlatmaya çalıştım. Görevlilerin de yardımı ile uçağımızı nihayet bulduk. Uçağın içine girerken de, diğer yolculardan bir alkış koptu. Bizi bekliyorlarmış, epey de anons etmişler. Dil bilmiyoruz ki.

Yolcuların yaptığı alkışlar, memnuniyet ifadesi miydi, yoksa protesto amaçlımıydı halada bilmiyorum.

Bu bahsettiğim yaşlı kadın Türklere benzeyen gurubun bir ferdi, hatta anneleri olduğunu da, bu arada öğrenmiş olduk.

                                                                   ./..

Bu ekipten biri arka sıralardan gelerek yanımdaki kişi ile bir şeyler konuştu. Yanımda oturan arkaya geçti, arkadan gelen de yanıma oturdu ve bana dönerek teşekkür etti.”Annemizi kolundan tutarak uçağa yetiştirdiniz, onu yalnız bırakmadınız” diyerek memnuniyetini   belirtti ve tekraren de teşekkür etti.

Türkçe konuşan biri olarak kendinden bahsetti. Adının Kirkor ve Ermeni olduğunu Ottowa’da halı tüccarlığı yaptığından bahsetti. Türkiye’den göç ettiklerini de beyan etti. Bu arada beni de Kanada’ya davet etti. Misafir olarak gidersem çok memnun olacaklarını söyledi.

Bende bir tarihçi olarak, geçmişi biraz kurcalayarak, sohbeti başka alana çektim.

Sohbet de epeyce ilerledi. Bir ara Kirkor Efendi de Türkiye ile sohbetten çok etkilenmiş olmalı ki çok duygulandı. Türkiye’yi çok sevdiğini ve çok dostları olduğundan bahsetti. Sohbetin sonlarına doğru da “ Her milletin macera perestleri, dengesizleri vardır.

Bizde de bunlardan vardı. Bunları da maalesef Ruslar, Fransızlar ve İngilizler kullandılar. Bizde kendimizi bir oldu- bitti olaylarının içinde bulduk.

Kısaca; bizi de kullandılar ve huzurumuzu bozdular. Bizler Osmanlı döneminde çok rahattık. Bir problemimiz yoktu. Bu olaylardan Türklerin de çok canı yandı, kayıpları oldu. Bizim de hem canımız yandı, hem de yurdumuzdan yuvamızdan olduk.

“Bakın şu anda biz annem, eşim ve çocuklarımla altı kişi olarak, Sinop’ta bir Türk dostumuzun düğününe gidiyoruz. Bu arada da Türkiye’nin havasını teneffüs edeceğiz.” Diyerek konuşmasını bitirdi. Daha sonra da karşılıklı sohbetimiz epeyce sürüp gitti.

Evet, bir Ermeni’nin duygu, his ve niyetlerini ve nedenlerini de canlı olarak bir ağızdan duymuş oldum. İstanbul hava limanına indik. Bavullarımı almak vedalaşmak istediğimde Kirkor bir taksi çağırdığını, beni İzmit’e kadar bu taksinin götüreceğini söylediğinde, kendisine teşekkür ederek aracımın olduğunu söyledim. Tekrar taksiye telefon ederek, İzmit seferini iptal ettirdi. Biraz üzüldüğüne de şahit oldum. Neyse tokalaşarak ayrıldık.

Kirkor daha sonra da altı yıl boyunca bayram ve önemli günlerde bize tebrik mesajlarını göndermeye devam etti.

Bu günlere de gelecek olursak; Ermeni Lideri Nikol Peşinya’nın çok akıllı bir yol izlediğine şahit oluyoruz. Ermenistan’daki kendi meclisinde Peşinyan öfkeli bir ton ve yüksek sesle muhaliflerine “Siz beni koskoca Türkiye ile savaştırmak istiyorsunuz. Bizim yok olmamızı istiyorsunuz. İşte Karabağ’da gördük kim arkamızda durdu? Fransa mı? İngiltere mi? Ben Türkiye ile Azerbaycan ile savaşmak istemiyorum. Bizim aydınlık geleceğimiz, komşularla iyi dostluk köprüleri kurmak, sınırların açılması ve ticaretin geliştirilmesi ile alakalı. ABD ve Fransa’daki lobiler bana akıl veriyorlar. Tabi kendilerinin keyifleri yerinde, bunları da dinlemeyeceğim. Zaten soykırım meselesi de Ruslar’ın uydurması, onların propagandasıydı.

Böyle boş iddialarla uğraşacak vaktimiz yok.” Diyerek birçok etkili konuşmalarına da zaman zaman defalarca bizler de şahit olduk, olmaya da devam ediyoruz.

Gerek Azerbaycan’la gerekse Türkiye ile iyi niyet antlaşmaları yaparak yoluna devam eden Ermenistan’ın bu politikası hem kendilerine hayır getirir hem de komşuları olan bizlere Türkiye ve Azerbaycan’a fayda sağlar. 

İşte zaman bazen ilaç gibidir. Bu Türk milleti Karabağ zaferini gördü ve geçmişte yapılanların da karşılığını vermiş oldu.                                                                                               

Anılarımdan…