28 Şubat Post Modern Darbe Aymazlığı

29 yıl önce ülke, antidemokratik bir müdahale ile sarsılmıştı.
O gün, Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı’ndan çıkan devrin başbakanı Necmettin Erbakan’ın üzüntülü, gergin ve boncuk boncuk terlemiş görüntüsü, gelecek günlerin sancılı geçeceğini işaret ediyordu.
Egemenliğin kayıtsız şartsız millete verilmesini tanımayan ve ülke bizden sorulur diyen okyanus ötesi apoletlilerinin siyasete yapmış oldukları tehdit ve baskı, demokrasiye yapılmış bilinçli bir meydan okumaydı.
Aslında o günlere giden yolları birileri yavaş yavaş hazırlamıştı. Ortaya birden çıkan sakallı, cübbeli, asalı bir gurubun ukalaca Cumhuriyete hakaretler yağdırması, Kudüs Gecesi gibi ortamı gerecek bir tiyatronun sergilenmesi darbecilerin bahanesi olmuştu.
İrtica ile Mücadele Eylem Planı doğrultusunda akıl almaz cahillikler sergilendi. Toplumun değerleri hafife alındı. Laikliği ve Cumhuriyeti koruyacağız diye demokrasinin ve hukukun ırzına geçildi.
Cadı avcılığı gibi başörtülü avına çıkılması, okullarda başörtülü öğrencilerin eğitim haklarının engellenmesi, ikna odaları gibi aptalca uygulamalar elbetteki Türk halkı tarafından benimsenmedi ve hoş karşılanmadı.
Türkiye Cumhuriyeti bir ailenin ve gücü elinde bulunduranların ülkesi olarak kurulmadı.
1919 yılında Erzurum Kongresi’nde alınan kararla Milli İrade’nin hâkim kılınması dünyaya duyurulmuştu.
Toplumlar, kendilerini var eden değerleriyle yaşar ve ayakta durur. Bu değerlerin hafife alınması, istismar edilmesi beraberinde ciddi sıkıntılara yol açar.
28 Şubatçılar, bu milletin değerlerini yok saydılar. İrtica ile mücadele edeceklerini beyan etmelerine rağmen silahlı kuvvetlerin her kademesine sızmış FETÖ yapılanmasını görmediler ve görmek istemediler.
Toplumun, dini ve milli değerleriyle uğraşacaklarına, Silahlı Kuvvetlerin içerisinde yuvalanmış FETÖ oluşumuna karşı kıllarını bile kıpırdatmadılar.
Halka rağmen, halkı hakir görüp onun değerlerini hiçe saymak, toplumu anlamamaktı.
ABD güdümlü apoletliler, ülke şehit cenazeleriyle yankılanırken, golf oynamayı tercih edecek kadar halktan uzaktılar. Bu kafaların toplumun değer yargılarını anlamaları zaten beklenemezdi.
Türk Silahlı Kuvvetleri, Anadolu’nun bağrından çıkmış yiğit, vatansever ve değerlerine sahip vatan evlatlarının görev yaptığı ülkenin sarsılmaz çatısı ve güvencesidir.
Bu yapının içerisine sızmış, dış güçlerin etkisindeki dini ve seküler yapıların gayesi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin imajını halkının gözünden düşürmekti.
Bu yoğurt’un maya tutması beklenemezdi, zaman içerisinde ülke bu badireleri zor da olsa atlattı.
Yarını güvenceye almak, demokratik, laik sosyal hukuk devletine sahip çıkmakla ve toplumun değerlerini siyasete alet etmemekten geçmektedir.
Şurası unutulmamalıdır ki bu toplumun laiklikle, din ile hiçbir sorunu yoktur. Sorun bu değerlerin üzerinde ayrışma yapanlarla milleti yok sayanlardır.