Sosyal medya kirliliğinin temas etmediği tek bir zihin dahi kalmadı. Bugün, yapay zekâ marifetiyle kurgulanan ve görsellerle desteklenen o kadar gerçekçi algı aparatları üretiliyor ki; bu dezenformasyon dalgası, araştırmadan inanmaya meyilli kesimler tarafından anında sahipleniliyor.
Hiçbir süzgeçten geçmeden kabul gören bu "üretilmiş yalanlar", toplumsal zihnimizi şekillendirirken çok ciddi bir güvenlik riski oluşturuyor. Yayıldıkça da risk genişliyor.
Özellikle son dönemde Azerbaycan-İran hattında körüklenen kutuplaşma, bu kirli algı operasyonlarının en somut örneğidir. Aliyev yönetimi üzerinden Azerbaycan’ı düşmanlaştıran ve İran yanlısı bir tutum sergileyen yaklaşımlar, Türk insanını yapay bir çatışma alanına sürüklüyor. "İran mı, Azerbaycan mı?" sığlığındaki bu tartışmalar, aynı milli hassasiyeti paylaşan bireyleri bile karşı karşıya getirerek toplumsal bünyemizde derin çatlaklar açıyor. Hem İran hem Azerbaycan demek ve fakat çok fazla seslendirmeden devlet politikasını takip etmek objektif bir gerekliliktir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin izlemek zorunda olduğu rota net: Milli çıkar odaklı denge politikası. Jeopolitik ateş çemberinde var olmanın temel şartı budur. Devletin resmi politikasına aykırı söylemlerle uluslararası stratejilerimizi kirletmeye çalışmak, geleceğimize ihanet etmektir. Toplumun, devletin stratejik hamlelerini ortak bir bilinçle desteklemek yerine ideolojik kamplara ayrışarak yorumlaması, bizi dış aktörlerin aldatmalarına açık hale getirmektedir.
Mevcut durum karşısında ihtiyacımız olan şey, devlet aklı ile toplumsal bilincin uyumlaştırılmasıdır. Vatandaş olarak görevimiz; devletin yürüttüğü politikaları tamamlayıcı bir duruş sergilemektir. Devletin çalışma alanları; Milli güvenlik ve devlet çıkarlarını en üstte tutmak, Evrensel insani değerleri bu eksende savunmak, Dezenformasyon ve algı operasyonlarına karşı kurumsal güveni tahkim etmek üzerine kuruludur.
Sonuç olarak; Bölgesel krizlerin derinleştiği bu dönemde en büyük kırılganlığımız, toplumsal algımızdaki parçalanmadır. İhtiyacımız olan şey; duygusal patlamalar veya ideolojik kamplaşmalar değil; rasyonel, dengeli ve Türkiye’nin uzun vadeli çıkarlarını merkezine alan stratejik düşünce birliğidir. Zira kendi içinde bir fikir birliği sağlayamayan toplumların, bu jeopolitik rekabet ortamında sürdürülebilir bir güç üretmesi imkânsızdır.