Orhun/Kök-Türk/Göktürk Kitâbeleri, benim gibi, İkinci Dünya Harbi döneminde doğan nesillere tanıtılmadı, öğretilmedi.
Bilmiyorum, belki şartlar öyleydi…Denilebilir ki/denilmelidir ki, bunun şartı mı olur!.. Bir milletin evlâtları, kendi köküne dâir bilgileri nereden ve nasıl öğrenecektir?
Her ne olursa olsun, bunca ders arasında tanıtılamaz, hiç değilse birkaç metin okutulamaz mıydı?
Bilmem hangi devrin hangi fosilinin mevzu edildiği ve bugün, hiç de aklımızda kalmayan bilgiler(!) okutulurken, Orhun Kitâbeleri’nden bir-iki sayfa, o koskocaman tarih kitaplarının bir köşesine iliştirilemez miydi?
Edebiyat kitabımızda birkaç çarpıcı cümle olsun öneminden söz edilemez miydi?
Hadi –olmayan-estetik, sanat tarihi gibi derslerde yer verilemedi, meselâ sosyoloji kitabında ona, bir kültür bahsi aralayıp, bir yer bulunamaz mıydı?
Demek ki, olmayınca, olmuyor!..
İleriki yıllarda şahit oldum ki, üniversitelerde bile, gerek Türk Dili ve Edebiyatı ve gerekse, Tarih bölümlerinde, Orhun Kitâbeleri’ne yeterli ilgi gösterilmedi. Bunu, bazı yazılarımda da söyledim.
Bu, bir milletin kendi tarihinden, kültüründen, edebiyatından, sosyolojisinden, millî benliğinden koparılması, kaçırılması demek değil midir?
Kökümüzü, aslımızı, soyumuzu, millî hüviyetimizi, özümüzü veya ne/kim olduğumuzu bilmek ve araştırmak, bize, hem dînî bir emir ve hem de millî bir vecibedir.
Yaratılış maksadımızı bilmeli; insan olmanın icaplarını idrâk ederek şahsî ve millî varlığımızı korumanın şuûrunda olmalıyız!..
Orhun Kitâbeleri, “âbide hüviyeti”nde bir şaheser olarak, Türklükbilgisi’nin ilk temel kitabı’dır.
Edebiyat Tarihçimiz Nihad Sâmi Banarlı’nın “Orhun Âbideleri” başlıklı yazısında ifade ettiği gibi, “Bugün, Orhun Âbideleri diye anılan bu üç kitabeden ilkinin, doğrudan doğruya Vezir Tonyukuk tarafından yazıldığını biliyoruz. Göktürk târihinin mühim bir bölümünü hâtırat tarzında yazarak ebedîleştiren Bilge Tonyukuk, bir bakıma, bugün ismi bilinen ilk Türk edîbi ve ilk Türk tarihçisidir. “(Bknz. Nihad Sâmi Banarlı, Şiir ve Edebiyat Sohbetleri, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul 1976, Sf. 254)
İkinci cümleyi tekrar etmek isterim: “Göktürk tarihinin mühim bir bölümünü hâtırat tarzında ebedîleştiren Bilge Tonyukuk, bir bakıma, bugün ismi bilinen ilk Türk edîbi ve ilk Türk tarihçisidir.”
Mesleği ve ilgi sahası ne olursa olsun, her Türk çocuğunun, bunu bilmesi şarttır.
Orhun Kitâbeleri, milâdî 720 yılına kadarki muhteşem Türk dilinin, Türk fikriyatının ve Türk kültür birikiminin eseri olmasına rağmen; bunun, günümüze bile ışık tutması, ‘anadamar’ın ne kadar kavi olduğunun da ispatı olmaktadır.
Târih; hâfıza’dır. Bu, bilinen bir şeydir.
Denilir ki, o, aynı zamanda bir aynadır ve sık sık ona bakılarak geleceği tanzim etmek lâzımdır.
Geçen zaman içinde, bundan ibret alarak başardıklarımız olmuştur. Fakat diyebilirim ki, bugüne bakınca, tam olarak başardığımızı da söylemem mümkün değildir. Çünkü, bu, devamlılık ister; biz, bunu sağlayamadık!
Mâdemki; Orhun Kitâbeleri, o zamana kadar başımızdan geçen bütün bâdireleri, müspet ve menfî bütün hâdiseleri/hâtıraları/tecrübeleri, inişleri ve çıkışları içinde barındıran; örfün önemini ve ahlâkî değerlerin fazileti ile, Devlet-Millet-Kağan münâsebetlerinin nasıl tanzim edilmesi gerektiğini izah eden bir millî siyâsetnâme; devletler/milletler arası münâsebetlerdeki hassasiyetleri ortaya koyan ‘millî bir hâfıza’dır; onun üzerinde çok yönlü incelemeler yapılması gerekmez mi?
Gerek edebiyat gerek umûmî târih ve san’at tarihi gerek estetik ve gerekse sosyo-p(i)sikoloji öğrenimi yapanlara, mutlaka, bu metinler enine boyuna/iyiden iyiye tahlil edilmeli/ettirilmelidir.
Çünkü; bu ‘hâfıza’nın arkasında, en az üç bin-beşbin belki de onbin yıllık bir Türk kültürü mâzîsi mevcuttur.