İnsanlar arasında iletişimi sağlayan dil, bir ulusun namusu, şerefi ve haysiyetidir. Dilini yabancı kültürlerin etkisinden kurtaramayan ulusların, geçmişin derinliklerinde yok olduklarını tarih yazmaktadır.
Küreselleşen dünyamızda, kültür etkileşimlerinin çok hızlı olduğu bir gerçektir. Bundan dolayıdır ki dilimizin her an böyle bir tehlikeyle karşılaşabileceğini unutmamalıyız.
26 Eylül 1932’ de Atatürk’ ün önderliğinde yapılan Türk Dil Kurultayı ile Türkçe’nin bilim ve sanat dili olduğu kabul edilerek, Türkçeyi yabancı etkilerden kurtarıp, milli karakterine dönmesini sağlamak ve yabancı baskılardan kurtarmak hedeflenmişti.
Aradan geçen uzun yıllara rağmen bu hedeften uzaklaşıldığını ve yabancı hayranlığının yaygınlaşmasını endişe ile izlemekteyiz..
Bunun son örneğini Karaman’da yapılan bir törende İstiklal Marşı’nın Arapça okunmasıyla birlikte gördük.
İstiklal Marşı’nın kabul edilişinin 105. yılında, hem de Türkçe’nin devletin resmi dili olmasını fermanla duyuran Karamanoğlu Mehmet Bey’in şehrinde yapılması çok manidardır.
Hangi aklı evvel, ne maksatla ve neyi hedefleyerek böyle bir program hazırlamış doğrusu merak ediyoruz.
Karaman’da yaşanan bu saçmalığın, Karaman Oğlu Mehmet Bey’in kemiklerini sızlattığı kesindir.
Böyle bir uygulama hangi ülkede yaşanır diye merak etmekteyiz.
Suudi Arabistan’da bir okulda, Suudilerin milli marşının Türkçe okutulması düşünülebilir mi?
İstiklal Marşımız Türkçe yazılmıştır ve Türk Milletinin milli marşıdır, Türkçe okunur.
Dil, bir milletin var olma sebebidir. Dili olmayan bir milletin medeniyet kurması ve gelecek nesillere kültürünü aktarması imkânsızdır. Tarih böyle bir duruma asla şahit olmamıştır. Şurası muhakkaktır ki yabancı dillerin boyunduruğu altındaki bir Türkçenin yaşama şansı yok denecek kadar azdır.
Anadolu’ya, Türkiye ismi veren, milli bir devlet kurma başarısını gösteren Kuva-i- Milliye ruhu, Kaşgarlı Mahmut, Ali Şîr Nevaî, Karaman Oğlu Mehmet Bey gibi Arap ve Fars baskısından bunalmış Türkçe’nin o haliyle bırakılmayacağını biliyordu.
Türk dilinin, Türk milletinin kalbi, zihni ve kutsal bir hazinesi olduğunu her fırsatta söyleyen büyük önder Atatürk, Türk dilinin dünyanın en güzel ve en zengin dillerinden olduğunu çok iyi biliyordu. “Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır” düşüncesi ile Türk Dil Kurumu’nu kurup, Türk Dil Kurultayı’nı tertip etmişti.
Türkçemiz bizim ses bayrağımızdır; Türk dili, Türk olmamızın ve kendimizi Türk hissetmemizin en önemli unsurudur.
Karaman’da, körpe beyinlere aktarılmak istenen niyetin asla tasvip edilemeyeceğini vurgularken bu devamsızlığa göz yumanlara İstiklal Marşımızda geçen “O benimdir. O benim milletimindir ancak” mısralarını tekrar hatırlatmak isteriz.