Hicran GÖZE

Avukat - Yazar

Hangi Savaşa Evet?

Bu yazıyı Irak savaşı sırasında yazmışım ve görüyorum ki durum daha da kötüye gitmiş.
Hayırlarla protesto edilen, evetlerle kabul gören bir savaş atmosferi içindeyiz. Ama savaş bu hayırlara da evetlere de aldırış etmeden almış başını gidiyor.
Medeniyet denilen “tek dişi kalmış canavarın” bize sunduğu teknik konfor sayesinde koltuklarımıza kurulmuş, birbirlerini yok etmek isteyenlerin görüntülerini dehşete kapılarak seyrediyoruz, bu şiddet filminin rejisörü ve yapımcısı sinema tekniğinin doruğunda olan Amerika. Kendisine denk bir gücün mevcut bulunmadığı dünya yuvarlağında sırtının yere getirilmesi imkânsız bir pehlivan edası ile başlattığı savaşa kılıf biçmekle meşgul. Karşısındaki ise Müslümanlığı sâdece ad olarak taşıyan, şekilden mânâya inemeyen bir zalim, bir katil. Halkının ve dindaşlarının kâtili kanlı bir diktatör.
Allah bir zalimi bir zalime musallat etmiş görünüyor. Bizler ise kuruların yanında yanan yaşlara ağlıyoruz.
Savaş nedir? Savaşın haklısı ve haksızı nasıl anlaşılır? Sâdece saldıranın muhatabı olmak, o muhatabı mazlum yapar mı? Atalarımız “Alma mazlumun ahını çıkar âheste âheste” demişler. Yüzlerce mazlumun ahını almış bir Saddam ile ülkesindeki zencilerin ve kızıl derililerin kanını alnında silinmez bir leke gibi taşıyan karanlık simalı eski alkolik Bush… Ve petrolü Amerikaya kaptırmak korkusu ile alelacele ortaklığa soyunmuş, Orta Doğu’ya casus ihraç etme şampiyonu sömürgeci, Avustralya yerlisi zavallı Aborjinlerin kökünü kurutan İngiltere...
Dünyayı kasıp kavuran hiçbir ahlâksızlıkla savaşa girmeyen, onlara âdeta barış ilân eden insanoğlu bu çok iğrenç savaşla lâyık olduğunu bulmuş gibidir.
Her savaştan sonra “Esas büyük savaş şimdi başlıyor” diyerek nefislerle savaşı hatırlatan son Peygamber’in işaret ettiği noktadan çok uzaklara düşmüş, nefsi ile savaşmayı unutmuş yalnızca o savaşa evet diyemeyen bir insanlık için bu hiçbir haklı tarafı olmayan savaş beklenen bir kaderdir.
Harbi de, sulhu da, daha pek çok beşeri hâli de yaşamayan Hz. İsa “Bir yanağına vurana öteki yanağını çevir” diyor. Doğrusu onun ümmeti bu buyruğa her zaman ne kadar uyduğunu da göstermiştir ya…
Harp ve sulh Peygamberi, son Nebi ise o nurlu parmakları ile hep Allah’ın farz kıldığı savaşı işaret etmiştir. Hakka, doğruya ve güzele götüren savaşı. Herhalde iki Peygamber de o “din gününde” ümmetlerinden hesap soracaktır.
Hz. Mevlâna ise Kur’an’ın ışığında “Savaş delilerin ellerindeki kılıçları almak için farz kılınmıştır” diye sesleniyor.
Günümüzde ise bir kanlı deliye binbir çeşit silah veren akıllılar! O silahları almak için savaşıyor.