Nuri GÜRGÜR

Avukat

Bu Savaşta Kazananlar, Kaybedenler Ve Türkiye Üzerine Etkileri

Trump, son açıklamasında İran’da hedeflerine ulaştıklarını, kısa zamanda buradan çekileceklerini, Hürmüz Boğazı ile de işlerinin olmadığını, Fransa gibi ülkelerin petrole ihtiyaçları varsa bunu kendilerinin sağlaması gerektiğini ifade etti. Sözünde durursa 28 Şubat’ta ABD-İsrail ittifakının saldırısıyla başlayan, klasik savaş kurallarından farklı kriterde yapılan savaş Netanyahu’nun istememesine rağmen bitecek görünüyor.

ABD sırtına bir “kene” gibi yapışmış olan İsrail’den gerçekten kurtulmak istiyor mu göreceğiz. Ayrıntılara girmeden bu savaşın genel bir değerlendirmesine, bize olan etkilerine kısaca değinmek istiyorum.

Savaşan taraflar açısından kazanan Netanyahu ile liderliğini yaptığı dinci, fanatik, Büyük İsrail ütopyasını benimseyen, tahrip edilmiş Tevrat’ta yazılanlara inanan Siyonist Musevi Yahudiler oldu. 7 Ekim 2023’te Hamas’ın akıldan yoksun baskını sonrasında tükenme seviyesine gelmiş olan Netanyahu bu savaşın etkisiyle İsrail’de itibarının zirvesine çıktı. Ekim ayındaki seçimleri muhtemelen kazanacak görünüyor.

Savaşın kaybeden tarafı kesinlikle ABD’dir. İstifa eden İstihbarat Direktörü J. Kent’in de belirttiği gibi ABD hiç sebep yokken Yahudi lobisinin ve Siyonistlerin etkisiyle İsrail hesabına savaşa girdi. Milyarlarca dolar tutarında harcama yaptı, balistik füze, değerli mühimmat stoklarının büyük kısmını kullanmak zorunda kaldı. Körfez ülkelerindeki hava üsleri kullanılamaz hale geldi. Enflasyon ve fiyatlar yükselmeye, Amerikan ekonomisine baskı yapmaya başladı. Savaştan sonra zengin Körfez ülkelerinden her yıl finansal ilişki kanalları üzerinden akıp gelen paralar artık gelmeyecek. Çünkü Arap ülkelerinin bu kaynaklara kendilerinin ihtiyacı var. ABD Hazinesi bu kaynakları başka yerlerden temin edemez. Trump’ın sırada Küba var sözü kişiliğine uygun tam bir palavra; bu tarz bir macerayı siyasi retorikle finanse edemez.

Bu savaşın dışında kalarak yani savaşmadan kazanan iki ülke var: 1) Çin, 2) Rusya. Trump, Netanyahu ve Siyonist Evangeliklerin etkisiyle bu maceraya girerek ülkesine büyük zarar verdi. İki küresel rakibine ekonomik, jeopolitik ve askerî alanlarda büyük atak yapmalarına adeta yardımcı oldu. ABD’nin dolarları erirken Çin hiç harcama yağmadan teknolojik silah ve füzeler konusunda bir numara haline geldi.

Türkiye, enerji petrol fiyatlarının astronomik yükselmesi ve küresel ekonomik krizin etkisiyle ağır sorunlarla karşı karşıya kaldı. Merkez Bankası sıkı para politikasını sürdürmek, döviz fiyatlarını dizginlemek maksadıyla son bir ayda elli milyar dolardan fazla satış yapmak zorunda kaldı, altın da sattı. Mecburen tekrar swap yöntemine dönüldü. Akaryakıt fiyatlarının rekor düzeyde artırılması tüm piyasaları sarsıyor. Cari açıkla beraber bütçe açığı ve enflasyonun yükselmesi, tarımda fiyatları ve ekonomik sorunları ağırlaştırıyor. Türkiye bu durumla karşılaşacağını bildiğinden savaşı engellemek için çok uğraştı. Fakat Trump, hipnotize olmuşçasına, İsrail’in güdümüne girmişti. Netanyahu Türkiye’ye resmen savaş ilan etmedi ama bu savaşı çıkararak ülkemize savaş açmışçasına zarar vermiş oldu.

İran savaşı kazandığını iddia ediyor ve edecek. Evet toprakları istila edilmedi, rejim yıkılmadı. Tüm hava ve deniz gücünü kaybetmiş olsa da süpersonik uzun menzilli füzeleriyle ABD üslerine ve İsrail’de belirlediği hedeflere etkili karşılıklar veriyor, yüzlerce kamikaze dron ve İHA kullanıyor, Hürmüz Boğazını kontrolünde tutabiliyor. Bu kadar dirençli olacağına kimse ihtimal vermiyordu. Ama Tahran yönetimi ateşkes hatta barış sağlansa bile kaybetmediği bu savaşın ağır sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu görmek zorundadır. Ülkenin başlıca kentleri, üretim merkezleri tarihin en ağır bombardımanları altında harabeye döndü. Ülkenin yeniden yaşanılır hale getirilmesi için çok büyük kaynaklara ihtiyaç var. Sadece petrol geliri yeterli değil. İran’a bu günkü hukuk ve idari yapısı değişmediği sürece yabancı sermaye gelmez. Savaş, halkın vatanseverlik duygularını pekiştirdi ve iç barış sağlandı. Ama savaş sona erdiğinde toplumsal muhalefet ekonomik sıkıntıların da etkisiyle yeniden harekete geçecektir. Oğul Hamaney ve Tahran yönetimi rasyonel kararlar vermek zorundadır. Aksi halde İran’da Devrim Muhafızları vasıtasıyla huzur sağlanamaz.