Andımızın tartışıldığı, ulus devlet özelliğimizi, milli birlik ve beraberliğimizi en üst seviyelere çıkarmaya ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde ‘’BİZ KİMİZ?’’ sorusunu cevaplayarak, Türk Milletinin tarihe damgasını vuran niteliklerinin bir kez daha hatırlanması, bilinmesi gerekir.
18 Mart 1915’te başlayan Çanakkale savaşlarının, kanla yazılan o destanın ardından tam 106 yıl geçti.
‘’ Sana dar gelmeyecek Makber-i kimler kazsın ! “ Gömelim gel seni tarihe ” desem , sığmazsın ’’ (Mehmet Akif Ersoy)
Korona salgının esir aldığı dünyanın her köşesi bu öldürücü hastalık ile mücadele ederken, bir taraftan da bölgesel anlaşmazlıklar, bölgesel savaşlar, tüm hızıyla devam ediyor.
Son dönemde ne çok konuşulur oldular. Televizyon haberlerinde, gazete manşetlerinde hep onun adı var... Adına veresiye defteri diyorlar! Her birinin yeri de, içinde yazanları da aynı…
Bir hayalim var dostlar, arkadaşlar, bu güzel ülkenin her yöresinde yaşayan güzel insanlar. Bu öylesine bir hayal ki! İçerisi sevgi dolu, bedeli ise sadece umut…
‘’Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin en büyük payı senindir.’’(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)
Çok değil bundan 25 -30 yıl önce, özellikle İstanbul’da hemen, hemen her evin banyosunda tavana yakın, ya da çatı katında plastik ya da galvanizli su depolarımız vardı! Her gün yaşanan saatlerce su kesintisinin verdiği zorlukları aşmak için böylesine bir çareye başvurmuştu insanlarımız…
İstanbul; Asırlar boyunca pek çok medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir dünya incisi… Dünya genelinde ülkemizin en çok bilinen, aranan, gezilen şehri, turizm sektörümüzün her mevsimine hizmet eden eşsiz bir hazine…
Yazımın başlığı bundan 28 yıl önce kaleme aldığım, 1974 Kıbrıs Savaşlarını anlatan ilk kitap olma özelliğine sahip kitabımın adıdır.
Tanık: Atatürk’ün Genel Sekreteri, Hasan Rıza Soyak anlatıyor: ‘’ Gözleri kapalı, göğüs mütemadiyen inip, çıkmakta… Sarayda ve oda da ruhani bir sessizlik hâkim. Yatağının sağ tarafında, hemen yanı başında Op. Mim. Kemal Öke ayakta duruyor. Dr. Kamil Berk, başını Mim Kemal’in omzuna dayamış hıçkırıklarına hâkim olamıyor. Prof. Akil Muhtar Özden kendinden geçmiş, odanın içinde telaşlı adımlarla durmadan dolaşıyor; hem ağlıyor, hem de mütemadiyen ‘Aman Yarabbi, Aman Yarabbi…’ diye söyleniyor.
İnsanın doğayla savaşı, insanlık tarihi kadar eskidir. Toplumlar büyüyüp yaygınlaştıkça, teknoloji geliştikçe, insanoğlu doğayı daha çok kontrol altına almak istemiş, bu yönde hesapsız müdahaleler yapmıştır.
Ne çabuk geçip gidiyor yıllar! Tam 37 yıl olmuş o günün sabahından, bugüne geçen zaman… O günün sabahında takvimler, 15 Kasım 1983 Tarihini gösteriyordu…
‘’Cumhuriyet karşıtları kıs, kıs güldüler! Bu yeni devlet, bu deneysiz yöneticilerle ne bu büyük sorunları çözebilirdi, ne bu dev düşmanları yenebilirdi. Haklı gibi görünüyorlardı. Ama bir şeyi unutmuşlardı: Yurtseverlik. Onun yenemeyeceği ne vardı?’’ (Turgut Özakman, Cumhuriyet - Türk Mucizesi-2009)
‘’Yok, öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak… Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak…’’ (Nazım Hikmet)
Son dönemde ülkemizde en çok konuşulan kelime, en çok yorum yapılan kavram, adalettir! Bu süreçte adaletle ilgili yapılan açıklamalar değerlendirildiğinde; günümüze damgasını vuran türlü adaletsizliklerin yanı sıra örnek alınacak adaletli uygulamalar da yok değildir.
Takvim yaprakları 1974 Yılının 14 Ağustosunu gösteriyordu… Kıbrıs’ta başlayan 2’nci harekât süratle gelişmiş, Gazimağosa’ya giren Mehmetçik, sadece ata yadigârı bu Türk Şehrini değil, adanın da en önemli turizm merkezi olan ‘’Maraş’’ bölgesini de ele geçirmişti… O günün sabahı bu turistik bölgeye giren askerlerimiz sokak, sokak araştırma yaptıkları sahil şeridinde hangi otele girseler, o otelin yemek masalarında yarım bırakılmış yiyecek tabakları, türlü içki şişeleri ile karşılaşmışlar, kimi otel lobilerinde ise dizi, dizi seyahat valizleri bulmuşlardı!
Öyle her zamanki neşesiyle geçmedi bu yaz! Nasıl geçecekti ki? Nedeni Korona olan hüznün gölgesi yansıdı evrenin her yanına…
Yaklaşık yarım asırdan fazla bir zamandır süregelen Kıbrıs anlaşmazlığı, Akdeniz’in tam da orta yerinde dünya gündemini meşgul eden bir sorun olarak durmaya devam etmektedir.
Korona salgınının başlamasıyla birlikte, bu ölümcül hastalığın etkileyeceği en riskli grup sizlersiniz dendi, onları evin dışına bile çıkarmadılar! Aylarca gün yüzü görmediler!

