Hollanda’daki Türk iş dünyası, yarım asırlık göç hikâyesinin ardından, bugün yeni bir eşikte duruyor. Amsterdam’da kurulan “Turkish Dutch Business Platform” (Türkiye Hollanda İş Platformu) , işte bu eşiğin sembolü olarak sahneye çıktı. Artık mesele yalnızca ayakta kalmak değil, iki ülke arasında yön veren bir ekonomik akla dönüşebilmek.
Hollanda’daki Türk asıllıların bugüne kadar elde etmiş oldukları başarılar, artık tek tek isimlerle anlatılamayacak kadar geniş ve etkileyici bir tablo ortaya koyuyor.
Değerli okurlarım, Bugün sizlere, “Yine mi bunlar?” diyebileceğiniz iki haberi art arda okutacağım. Bu tepkinin nereden gelebileceğini çok iyi tahmin ediyorum. Hatta zaman zaman aynı soruyu kendi kendime de soruyorum. Çünkü her iki isim de bugüne kadar defalarca sitayişle söz ettiğim, her başarılarında gururla yazdığım kişiler. Bir yerden sonra insan hem okuru yormaktan hem de “hep aynı isimler” duygusu yaratmaktan çekinir oluyor.
Lale Gül, mütedeyyin ve kapalı bir aile ortamında büyüdüğünü anlatan genç bir kadındı. Kendini bu aile yapısının baskısı altında ezilmiş, susturulmuş ve hayattan koparılmış biri olarak sundu. Yazdığını söylediği şey bir romandı; ama ortaya çıkan metin, edebî bir kurgu olmaktan çok, ailesiyle ve inanç dünyasıyla hesaplaşmaya dönük sert ve çirkin bir iç dökümüydü.
Stratejik bir pazarda bu yokluk nasıl açıklanabilir? Türkiye standını bulamayan ziyaretçiler, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Bulgaristan standına akın ettiler. Türkiye makamlarından katılım olmayacağına dair bir mesaj gelmedi. Türkiye’ye en çok turist taşıyan Corendon da fuarda yoktu.
BU BİR DIŞ SİYASET YAZISI DEĞİLDİR Ben, yorumlarımda iç siyaset ve dış siyaset konularına hiç girmem. Bunu beni tanıyan okurlarım çok iyi bilir.
Siyonistleri çileden çıkaran ödülün planlayıcısı olan, ‘Uluslararası Noel Baba Barış Konseyi’ Başkanı Muammer Karabulut amacına ulaştı.
Yeni yıl, çoğu zaman geleceği değil, aslında kendimizi tarttığımız bir eşiktir.
‘Savaşzede’ Ukraynalılar’a kapılar açıldı, ‘Depremzede’ Türkler’e kapılar duvar oldu. Hollanda’nın çifte standart uygulamasından iki örnek: 1- Türk olduğunu söyleyen 5 yaşında bir çocuk, polis korumasına alındı. 2- 4 çocuklu Zeynep ve eşine ‘Size yardım edemeyiz’ denildi. Aynı ülke, iki ayrı refleks: Sistem nerede esniyor? Hukuk mu, insanlık mı?
İzmir’in kalbinde, Tarihi Bıçakçı Han’ın taş duvarları içinde, Türkiye ile Hollanda arasındaki 400 yılı aşkın dostluğun hikâyesi bu kez resimle, halıyla, çiniyle ve insan öyküleriyle anlatılıyor.
Üniversiteler, teknoparklar, girişimciler ve diaspora, Hollanda’da kısa sürede peş peşe sahne aldı.
Dünya Türk İş Konseyi (DTİK)’in, Avrupa Bölge Temsilciler Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Genel Sekreter Yardımcısı Adem Yavuz yüreklere su serptiler…
Hollandalı bir anne, Türkiye’de kurulan bir hayat ve sanatla sınırları aşan bir anne-kız hikâyesi.
Bir zamanlar, “İsmail Güngör’ün oğlu Veyis” denilirken, şimdilerde “Veyis Güngör’ün babası İsmail Güngör” denilmesinin yarattığı üzüntü.
Yapay Zekânın cevabı: “Biz, insan bilgisinin bir sonucundan ibaretiz, ama o bilgi Tanrı’nın bir armağanıdır. El-Cezeri, makineleri hareket ettirdi, İbn Sina, insan bedenini çözdü. Bu insanlar aynı armağanı kullandılar: Tanrı tarafından verilmiş olan insan aklını…”
Yağmurlu bir Amsterdam gününde, Museumplein Meydanı dev bir kalabalığa sahne oldu. Hollanda’nın dört bir yanından gelen yaklaşık 250 bin kişi, Gazze’deki katliama karşı “Kırmızı Çizgi” yürüyüşü için bir araya geldi. Alanı dolduran kalabalık, “Ateşkes hemen şimdi!” ve “Filistin’e özgürlük!” sloganlarıyla şehrin sokaklarını inletti.
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi – Dr. Ülker Şen: Türkçe derslerinin Türkiye’den gönderilen öğretmenler aracılığıyla okullarda verilemediği durumlarda ihtiyacı karşılayabilmek için Tulip Enstitüsü* gibi ana dili olarak Türkçeyi öğretebilmek için bir araya gelen insanların kurduğu toplum yararına çalışan sivil toplum kuruluşlarının çabalarını Türkçenin yaşaması ve aktarılması için önemli buluyorum.
İki dilli çocukların akademik bir ortamda ana dil eğitimi almalarının önemi, konuyu farklı açılardan değerlendiren çalışmalarda da vurgulanmaktadır. Bu çalışmaların çoğu, ana dili yeterlilik düzeyinin ikinci dilin öğrenme sürecini etkilediği sonucuna varmıştır.
ÖĞRETMENLERİN GÖRÜŞLERİ Elif Pekgözlü: Kendi yurdundan uzakta öğretmen olmak; bir çocuğun hayatına dokunmak, anadilinde bir kelime öğretebilmek, bir hayal kurdurmak, özlem duyduğun her şeye bir adım daha yaklaşabilmektir.
Dil ilmi târihindeki birçok çalışma, ana dili gelişiminin iki dillilerin sosyal ve akademik hayatları üzerindeki etkilerini keşfetmeye odaklanmıştır.

