İnsan sevdiği bir işi yaparken zamanın nasıl geçtiğini fark edemiyor. Öğleden sonra kendinden geçercesine kitap okumaya başlıyor, akşama doğru dünyada ne olup bittiğinden habersiz oluyor.
Kendisi olmak isteyen kimse, güçlü ve zayıf yanlarının nerede olduğunu araştırmalı, doğal yeteneklerini geliştirmeli ve onları kullanmalıdır. Bu doğal yeteneklerine de uygun davranmalıdır. Yeteneklerinin az olduğu şeyler için çaba harcamaktan kaçınmalıdır. Çünkü beceremediği şeyi denemeye çalışması onu kendinden uzaklaştırır.
Pek çok hastanenin sunduğu teknolojik mucize, hastalara, şefkat atmosferi kadar yardımcı olamıyor. Hastalar insani sıcaklıktan mahrum kalıyor. Sıcak bir gülümseme, uzanmış bir el, modern bilimin verdiğinden çok daha değerli olabiliyor. Ancak bu ilgiye ulaşmak o kadar kolay olmuyor.
“Evren her insana yaptığının aynısını iade eder. Gülümsediğiniz zaman o da size gülümser, kaşlarınızı çattığınız zaman o da size kaşlarını çatar. Dünyayı severseniz etrafınızda sizi seven insanlar bulacaksınız ve tabiat bütün hazinelerini önünüze serecektir” diyen Zimmerman ne kadar haklıdır.
Atinalı Filozof Salon’a sormuşlar: “Genç kalmanın sırrı, hikmeti nedir?” Filozof, “Her gün yeni bir şey öğrenmek” cevabını vermiş.
“Gençlik ve ihtiyarlık” derken takvim yaşını kastetmiyorum. Takvim yaşı büyük olduğu halde genç olanlar olduğu gibi, takvim yaşı küçük olduğu halde ihtiyar olanlar da vardır. Genel olarak, okumaktan, düşünmekten, çalışmaktan keyif alanlar genç, keyif almayanlar yaşlı kabul edilir. Çok erken yaşlarından itibaren zihinlerine ihtiyarlık tohumları telkin edenler yaşlı, telkin etmeyenler gençtir.
Tam dengeli insan bulmak çok zordur. Birçok insanın zayıf noktaları vardır. Bazen bu zayıf noktaların farkına varırız, bazen onları göremeyiz. İnsanlar en azından bir yönüyle zayıf noktalara sahiptirler. Ana babalar ve eğitimciler çocuğun zayıf noktalarını fark edip o noktaların kuvvetlendirmeye çalışsalar, çocuklara en büyük hizmeti yapmış olurlar.
Karakter, küçük yaşlardan itibaren içinde yaşanan toplumun değer yargılarının benimsenmesi ile oluşur.
Komplo, topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan veya iş demektir. Günümüz dünyasında en çok komplo teorileri kullanılıyor. Ekonomik, siyasi, psikolojik, dini, felsefi ve daha pek çok alanla sorunlar bu teorilere başvurularak izah edilmeye çalışılıyor.
Mutluluk başarıya bağlı mı? Başarı, mutluluk getirir mi? Değerli olmak, başarılı olmaya bağlı mıdır? Değerimizi işimiz mi belirler?
Ana- babalar çocuklarına genellikle kendi görüş açılarını aşılarlar. Onlara her şeyin nasıl olması gerektiğini öğretirler. Tıpkı bilgisayara program yüklemek gibi, çocuklarının beyinlerini kendi dünya görüşleri doğrultusunda oluştururlar.
Muğlak, açık ve net olmayan, anlaşılmaz, karışık, çapraşık demektir. İnsan beyni muğlaklıktan istifade etmeye eğilimlidir. Uyaranların çoğu muğlaktır, yani birden fazla anlama sahiptir.
Her insan bu dünyaya kendisi olmak ve tekamül etmek için gelmiştir. O, her zaman ve her ortamda kendini var ve tam etmeye çalışmak zorundadır.
Mutluluk, olumlu düşüncenin duygusudur. Anlamlı ve keyifli yaşamaktır. Huzur ise, bütün endişelerden kurtularak egonun sınırlarının ödesine geçmedir. Huzur gönül rahatlığıdır. İngilizcede happy, mutlu, mesut, memnum, sevinçli, neşeli, uygun, yerinde olan anlamına gelmektedir.
Kendini değerli hissetmek, kişinin, kendini kendinden daha büyük bir bütünün önemli, vazgeçilmez, yeri doldurulamaz, emsalsiz, bir parçası olarak görmesidir.
Yüzünüz, kendinize ve diğer insanlara rahatlık versin ve başkalarını olumlu yönde etkilesin. Rahatlamış bir yüz, etkileyicidir.
Mutluluğun sırrı, her şeyden daha çok zevk almaktır. Her şeyden zevk almanın yolu da, hayata anlam ve yön vermekten geçer. Mutlu insanlar, kendilerinin dışında bir konuya güçlü bir şekilde ilgi duyabiliyorlar.
Şu günlerde pek çok insanın tepkisel olma özelliği artıyor. Her şeye ve her insana karşı çıkmak neredeyse moda oldu. Çoğu insan, ağzını birilerini eleştirerek açıyor. Bu kişilere göre kendileri çok iyi, başkaları çok kötü. Bu yöntem insana güç kazandırmaz, tam aksine güç kaybettirir.
İnsanların bir kısmı, dolu bir hayat yaşamış olmanın huzuruyla hayatlarının sonuna geliyor. Hayatlarının anlamını bulup mutlu ölüyorlar.
Yalnız kalmak, kişinin konuşmak istediği halde yanında kimseyi bulamamasıdır. Yalnız kişi, onu dinleyecek, onunla ağlayacak, onunla gülecek ve onu sevecek kimseye sahip olamayan kimsedir. O istemediği halde, iradesinin dışında yalnız kalmıştır.

