Beynimiz verdiğimiz komutlara göre çalışır. Beyin kendisine söyleneni yapar. Neyin doğru olduğuna inandırılmışsa, onu tecrübe alanına sokar. Beynimizi bir konu üzerinde bir kez ikna ettiğimizde, beyin onu gerçekleştirmenin yollarını arar. İnsan iradesinin ve inancının gücü büyüktür.
Bizi eleştirenlere otomatik karşılık vermemeliyiz. Eleştirilere cevap olarak üretici, dengeli ve aklı başında cevaplar verebiliriz. Bu yöntemle problemlere katlanmak yerine çözüm üretebiliriz.
Affetmek kendimizle ilgili bir konudur. Bize zarar veren kişiye bir fayda sağlamaz. Affetmek uzlaşma değildir. Suçlu kişiyle kaybedilen ilişkinin yeniden kurulmasını gerektirmez. Hukuki bir terim olan affetmekle karıştırılmamalıdır.
Onlarca yıl boyuncu nörobilimciler, yetişkin beyninin yapısal ve işlevsel olarak sabit olduğunu farz ettiler. Ama artık araştırmalar, beynin, yapısını ve fonksiyonlarını değiştirebildiğini gözler önüne sermişlerdir.
Yapabildiğimizin en iyisini yaptığımız zaman, hangi işi yaparsak yapalım ondan zevk alırız. O zaman sonuçlar olumsuz olsa da, olumsuz duygular uyandırmaz. Hatalarımızdan ders alır ve yeni bir yol denemiş oluruz. İşimizi başkalarının onayını almak veya ödül almak için değil, zevk almak için yaparız.
İncil'de “Önce söz vardı” ifadesi ile yüce Kur’an’da “Bütün insanlara güzel sözler söyleyiniz” (Bakara 83) ayetinin verdiği mesajın farkında mıyız?
Her gün vermiş olduğumuz kararlar ve yapmış olduğumuz şeyler dört sebebe dayanır: Göze hitap ettiği için, kulağa hitap ettiği için, duygulara hitap ettiği için ve akla hitap ettiği için… İnsanlar göze, kulağa ve duygulara dayalı kararlar alıyorlar. Aklına dayanarak karar veren insanların toplam nüfusa oranı % 5’i geçmez… (Woodsmall, s. 200).
Sağlıklı, başarılı ve mutlu olmak isteyen kişi, hayatını büyük bir amaca adamak zorundadır.
Sorunlar baş gösterdiğinde, genellikle sorunlara bakış açımız daralmaktadır. Tüm dikkatimiz, bu sorunlar hakkında endişelenmeye yönelir ve bu tür zorlukların sadece bizim başımıza geldiğini düşünürüz. Bu durum kişiyi, sorunu daha da zorlaştıran bir tür kendini yıpratmaya götürmektedir.
Gerçek uzmanlık için sihirli sayı 10 bin saattir. Bu 10 bin saat yaklaşık 10 yıl alıyor. Beynimiz ancak 10 bin saatlik sürede bilmesi gerekenlerle kaynaşabiliyor.
Mutlu olabilmemiz için mutluluk hormonları olarak bilinen serotonin, dopamin, oksitosin ve erdorfin hormonlarını iyi yönetebilmemiz gerekir. Mutluluk bu dört hormondan geliyor. Bu mutluluk hormonlarını doğal yöntemlerle salgılayabilir ve stres hormonu olarak bilinen kortizolü en alt seviyeye çekebiliriz.
• Zihinsel ve duygusal acılar yalnızca bütünün bir parçasına sabitlendiğinde olur. İç dünyana bakışını ne kadar genişletirsen, gördüğün şeyden o kadar az rahatsız olursun.
İnsanlık büyük bir tekâmül baskısı altında bulunmaktadır. Tekâmül, insan ırkı olarak varlığımızı sürdürmenin en önemli yollarından biridir. İnsanlık olarak gelişmek, olgunlaşmak, ilerlemek zorundayız.
İnsanlar genel olarak dışarda(dış dünyada) ne olduğuyla ilgileniyor. İçinde olan bitenlerle gereği kadar ilgilenmiyorlar. Bu süreçte kendilerini ihmal ediyorlar. Bu sebeple pek çok insan sorunlar altında eziliyor.
Şefkatli olmak, bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etki yapar ve serotonin salgılanmasını harekete geçirir. Yapılan bir iyilik, bir şefkat gösterisi, bir sevecenlik bağışıklık sistemini işler hale getirir.
Pek çok insan konuşmasında “olanı” değil “olması isteneni” anlatıyor.
“Yanlış ve doğru davranmayla ilgili fikirlerin ötesinde bir yer var. Seninle orada buluşacağım” diyor Mevlana Celaleddin Rumi.
Eşler, kardeşler, ebeveynler, arkadaşlar, patronlar ve işçiler arasındaki ilişkilerde bağımlılık mı, yoksa bağlılık mı önemlidir?
Biz bu dünyaya bilincimizi yükseltmek, başka bir ifadeyle ruhsal tekâmül için gelmiş bulunuyoruz. Ayrıca diğer insanların da tekâmül düzeyini yükseltmek için elimizden gelenin en iyisini yapma gayreti içinde olmalıyız.
Hissettiğimiz her duygunun kaslarımız üzerinde etkisi vardır. Öfke ve korku gibi olumsuz duygular beraberinde gerilim oluşturur. Mutluluk ve sevgi gibi duygular ise gerilimin boşalmasına sebep olur.