Arkadaş

Büyük şehrin içinde sayılırdı. Adının sonunda -köy olmasına rağmen köy değildi. Burada yaşayan ailelerden birinin üç çocuğu vardı. İsimleri Yağmur, Bulut, Şimşek idi. Çocukların her birinin arasında birer yaş fark vardı.

Masal

Masallarda canlanır yaşar çocukluğum İnanırdım ben de her çocuk gibi Masalların büyüsüne...

Aynalar

Bilmez misin doğru söyleyeni Kovarlarmış yedi köyden Dünyada en büyük suç Sayılan yalan Her şeyde var olan!

Hüsrev'in Hikâyesi

Yoğurtçu Hüsrev omzuna astığı askı ile yoğurt tepsilerini düşürmeden taşımayı öğrenmişti. Ata mesleği olan yoğurtçuluk babadan oğula geçmekteydi. Kendine gelmek için hemen silkindi askısındaki minik çanlar az gürültü ile şıngırdadı. Bu Hüsrev'i canlandırmaya yeterdi. Önünde uzun bir gün vardı ve dalıp gidecek vakit yoktu. Yürünecek yollar ve çıkılacak yokuşlar vardı. Derken düşünceleri yine geçmişe kaydı. Bu kadar insan ata mesleği denen yoğurtçuluğu meslek edinince biriktirdikleri para ile bir dükkan almışlardı. Dükkan yoğurtçu dükkanı olmuştu. Babası idare ediyordu, yoğurt yanında yumurta peynir süt ve yufka da satıyorlardı. Kendileri Bulgar göçmeniydiler. Memleketten gelenlerden haberleri alıyorlardı. Müşteri olsun olmasın dükkan boş kalmıyordu. Babası Civan Ali sevilen bir adamdı. Vefa bozacısının yanındaki Trakya yoğurtçusundan (yani kendi dükkanlarından) çıkmıştı. Yürüyerek Akarçeşme'nin oraya geldi. Sokağın başında oturan Nergis Teyze eski müşterilerindendi. Eşini genç yaşta kaybetmiş sonra da hayata küsmüştü. Evden nadiren çıkardı. Çocuksuzdu ve bir de kedi evlat edinmişti. Adı için de fazla düşünmediğini söylemişti kesi tekirdi o da adını Bay Tekir koymuştu. -Yuuurt, yuuuurt, kaymak yuuurtçuuu! diye her zamanki tiz sesi ile bağırdı. Sabah okula giden çocukların seslerinden başkası yoktu sokaklarda. Boş caddelerde gün ağarırken sadece çocuk sesleri çınlıyordu. Haftada iki gün aynı saatlerde oradan geçen Hüsrev çocukları da isimlerini de öğrenmişti. Çocuklarla selamlaştıktan sonra Nergis Teyze'nin bahçe duvarına oturup beklemeye başladı. Nergis Teyze her geçişinde yoğurt alırdı. Biraz sonra Nergis Teyze evin bahçeye bakan penceresinden seslendi; -Yoğurtçu, her zamankinden verir misin? Biraz rahatsızım da çıkamadım. -Neyin var abla? İstersen doktora götüreyim mi, bir isteğin varsa alayım, -Yoğurdum var ya aç kalmam. Yine de bir şey olursa haber ederim. Sağolasın. Hüsrev yoluna devam etti bir yandan etrafı gözetliyor ara ara da kendine has sesini sokaklarda çınlatıyordu. Akarçeşme’den su içti. Mescidin kapısının yanında karpuzcu yere serdiği hasırın üzerinde sabah namazını kılıyordu. Hüsrev ona, -Allah kabul etsin! diye bağırarak yoluna devam etti. Yokuşu çıkarken yorulduğunu fark eden Hüsrev yokuşu bitirip sola dönünce sokağın sol başında bahçe içindeki evde Kadıköy müftüsü Saygıdeğer Mekki Bey ve ailesi otururdu. Onlar da bir hafta bir tepsi yoğurt alırlar bir hafta almazlardı. Sokağın devamındaki evlerden birinin girişinde balkonumsu bir boşluk vardı. Hüsrev oraya oturdu azık torbasını çıkardı. Kuru soğan patates ve yumurtadan ibaret olan yemeğini yedi. Akarçeşme’den doldurduğu sudan içti. Biraz dinlenmek iyi gelmişti taşıdığı ağırlık da azalmış az biraz yoğurdu kalmıştı zaten tepsisinde. Süleymaniye'ye çıkamazdı oradaki müşterileri yok sayamazdı. Düşündü ve çabucak karar verdi. Kendini düşündü şimdiye kadar verdiği sözleri hep tutmuştu. Babasından öyle görmüştü. Verilen sözler tutulmalı müşteriyi küstürmemeliydi. Bunu düşünerek hızla yokuştan indi. Ana yoldan vefa bozacısının yanındaki dükkanlarına ulaştı. İçeriden hemen br dolu tepsi alarak taşıma askısına koydu. Kendi kendine yine; -Aşağı mahalleyi bitirdim. Sıra yukarı mahalledeki sokaklarda diye düşünerek ara yollardan Süleymaniye'nin önüne çıktı. Bu sefer ters hareket etmişti. Camiyi arkasına alıp aşağı doğru yürümeye başladı. Bir yandan da; -Yuuurtçuuu yuuurrt kaymaaaaak! diye sokakları inletiyordu. En son girdiği yola yeni bitirilen esnaf hastanesi açılmış. Hüsrev burada durdu ve uzun uzun hastaneye baktı. Acaba anacığımı bu hastaneye getirebilir miyim acaba pahalı mıdır çok diye düşünceler geçti içinden. Doktor Ali arabasını park ettiği hastaneye doğru yürürken Hüsrev’i fark etti. - Hasta mısın? Hastaneye bakıyorsun. Bir hastalığın varsa söyle ben doktorum. - Ben iyiyim ama anacığım hasta geceleri ağrıdan uyuyamıyor. - O zaman yarın sabah anneni al da gel. - Gelemeyiz. Burası bize göre değil. Burası çok pahalı br hastane. - Anneni ben muayene edeceğim sizden de para almayacağım. Söz.! Hüsrev çok sevindi, sevinci bariz bir şekilde fark ediliyordu. - Adınız Doktor Ali galiba size nasıl teşekkür edebilirim diye sordu. Ve defalarca da teşekkür etti. Sonra da gönül huzuruyla evinin yolunu tuttu. Bu hikâyede dikkatinizi verilen sözün mutlaka ama mutlaka tutulma gerektiği ikincisi terlemeden çalışmadan sonuca varılmaz teması verilmiştir. Yoğurtçu Hüsrev gayretle terleyerek sabırla ve hoşgörüyle yoğurtlarını satmış. Günlük parasını kazanmıştı. Demek ki çocuklar çalışmadan emek vermeden başarı kazanılmaz. Bugün size bir hikâye anlattım umarım beğenirsiniz. Bugünkü yazımız bu kadar. Biraz daha yürüdükten sonra Kayserili Ahmet Paşa sokağına girdi. Sokağın sol tarafında bahçe içinde müftünün evi vardı. Onun karşısında sağ tarafta alt katta kiracı Hayriye Hanımın, üst katta da mal sahibi Saliha Hanım'ın evi vardı. Onun yanındaki apartman gibi olan evde üst katta öğretmen teyze Belkıs, onun altında pek görülmeyen hanım hanımcık olduğu söylenen kalabalık aile sahibi Nazife Hanım vardı.

Uslu Orman Çocukları

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde deve tellal iken pire berber iken kardeşim dedemin elinden tutmuş yürümüş yürümüş ormana gitmiş. Gelelim masalımıza; Masallar diyarındaki Mutluluk ormanında heyecanlı bir bekleyiş varmış. Çünkü onlara yakın olan köylerden birinde pazar kuruluyormuş. Çocukların bir kısmı annelerine pazarın ene olduğunu sorarken bir kısmı da pazarın haftanın günü olduğunu düşünüyorlar. Fakat diğerleri de alışveriş yapılan yer olduğunu da biliyorlarmış. Annelerine sormuşlar:

Aybala'nın Hikayesi

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak, çok uzak Kaf dağının ardındaki 'Hayal et' köyünde yaşayanlar arasında bir de kötü kalpli olduğu bilinen ve söylenen bir aile yaşarmış.

Karlar Ülkesi

Sevgili okurlarım bugünkü masalımız oldukça farklı bir yerde geçiyor. Şimdi masalımıza geçelim.

Çoban Ali

Çoban Ali, masal ülkesindeki köylerden birinde ve dağ yamacındaki kulübesinde yaşar, köye nadiren inermiş. Hava yağışlı olunca, şömineyi yakar keyfine bakarmış.  İyi kalpli çoban, kuzularını otlatırken onlara kaval çalarmış. Kaval dinleyerek, otlayan kuzuların, koyunların iştahları daha da açılırmış.

Yerli Malı Haftası

Sevgili okurlarım, bugün size çocukluğumdan kalan hatırladığım bir anımı anlatacağım.

Uçurtma Şenliği

Çocuklar tatil bitmesine az kaldı. Okulumuz bir hafta sonra açılıyor diye konuşurlarken mutluluk kafesindeki hoparlörden Aslan Kral Güçlü'nün sesi duyulur. -Sevgili çocuklar okulunuzun açılacağı son haftaya gireceğiz. Bu son hafta için de hep beraber uçurtma şenliği düzenleyelim.

Şans

Karanfil sokakta Bir ev vardı mavi boyalı İçindeki örtüler hep İğne oyalı

Hayat Matematikse

Hani bir elmanın iki yarısıydık Allah yazdı iki yarım bir tam etti Sonra geçen yıllarla birlikte

Kahraman Terzi

Masallar diyarında Mutluluk Köyü varmış.  Mutluluk Köyü’nde sorun, problem dert, tasa yokmuş. İnsanlar hayatından memnun yaşarken, havaların ısınması ile sinek salgını başlamış.

Dostluk

Sevgili çocuklar, bugün anlatacağım masalı mutluluk ormanında yaşayan sevgili hayvan arkadaşlarınız ile birlikte onların size ikram yapacağı ormanın serin bir köşesinde dinleyeceksiniz. Dikkat, şimdi bizi ormana götürecek olan balon geliyor. Hemen sıra olun ve bekleyin. Ormanın nöbetçisi, ayı Bayan Tonton balona binmenize yardım edecek ve en son kendi de binecek ve balon havalanacak.

Üç Kız Kardeş

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde pire berber, deve tellal iken ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken vur vuranın kır kıranın destursuz bağa girenin hali harapmış. Gittim gittim az gittim uz gittim dere tepe düz gittim. Dönüp arkama baktım bir arpa boyu yol gitmişim yine masal dünyasındayız.

İnan!

Ne umursamaz olmalı Ne de pireyi deve yapmalı Bir ömür adına program yapmalı,

Dertsiz Ailesi

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde Afrika’nın orta yerinde yırtıcı hayvanların yaşadığı büyük ormanlarda yaşayan insanlarda varmış. Bunlardan biri de Dertsiz ailesiymiş bu aile Afrika’nın yerlileri gibi zenci değillermiş. Beyaz tenli iki çocuklu olan bu aile uzun yıllardır burada yaşamaktaymış.

Tam Hali Tek Parça

Mutluluk Ormanında her şey yolunda gidiyormuş. Okullar yaz tatiline girmiş. Çocukların bir kısmı aileleriyle birlikte denizli yerlere tatile giderken; bir kısmı da hem yazı geçirmek hem de yardım etmek amaçlı dede anneanne babaanne yanını tercih etmişler…

Kırmızı Balon

Haydi çocuklar masallar diyarındaki mutluluk ormanına gidiyoruz. Biliyor musunuz? Mutluluk ormanına ilk defa bir sinema açılmış. Adı da neşeli saatler konmuş. Sinemanın çalışmaya başladığı ilk gece önce Asla Kral Güçlü ormanın hem yöneticisi hem de Kralı önce kendi görmeliymiş ki orman sakinleri için tehlikeli bir durum var mı anlamalıymış.

Ödev

Bir varmış bir yokmuş Tanrının kulu çokmuş var varanın sür sürenin destursuz bağa girenin hali harapmış. Mutluluk ormanına komşu köylerden Şenköy de ilkokulun paydos zili çalmış. Çocuklar okuldan çıkmaya başlamışlar.