Ramazan yaklaşınca aynı tartışmalar yeniden başlıyor. İsraf konuşuluyor. Gösteriş konuşuluyor. İftar sofralarının ruhundan uzaklaştığı söyleniyor. Herkes eleştiriyor. Herkes itiraz ediyor. Herkes söz söylüyor. Ama akşam olunca aynı isimler yine aynı sofralarda buluşuyor.
Ağır ekonomik koşullar, siyasetin kavgacı ve seviyesiz üslubu, hırsızın, katilin, haramilerin cirit attığı sokaklar, Latin Amerika ülkelerini hatırlatan olaylar, şiddet ve edepsizlikte sınır tanımayan haramzadeler, çocuk çeteleri, mafya yapılanmaları, uyuşturucu salgını, sanal kumar çılgınlığı, ben yaptım oldu rahatlığı, ülkede günden güne kaybolan değerlerin birer göstergesi olarak canımızı sıkıyor.
Kanada’da Uluslararası Çevre ve Ormancılık Fuarı ile ilgili görevimiz bittikten sonra, ülkemize dönüş yapmak üzere Ottowa hava alanına geldik.
İnsanlar gibi siyasi hareketler de laboratuvarda üretilmiyor. Hiçbir anne-baba çocuğunun zalim mi lider mi olacağını bilmiyor; tarih bunun örnekleriyle dolu.
Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Bazen bir cümle, uzun bir rapordan daha fazlasını anlatır. Bazen bir diplomatın tek satırlık notu, sayfalarca strateji belgesinden daha derin bir anlam taşır.
Dinimiz İslâm, insanoğluna, -ayrımsız olarak- daima, doğruluk, iyilik ve güzellikten ayrılmamayı tavsiye eder.
İnsanların, rahat yaşayabilecekleri, kendilerini güvende hissedebilecekleri, gelecek için kaygı duymayacakları, mutlu olacakları, iklim şartları uygun, iş bulma imkânları kolay olan coğrafyalara göç etmesi sosyo- ekonomik bir gerçektir.
Malum olduğu üzere, Yörük, göçebe, dağlı, çok çabuk yürüyen, iyi yol alan vb. anlamlara gelir. Hem Anadolu' muzda hem de Rumeli'nde hayvancılık ile geçimlerini sağlayan göçebe Türkmenlere Yörük denir.
O sabah da erkenden uyanmış, gece boyunca yağan kar yağışının soğuttuğu evin bir an önce ısınması için sobasını yakmış, yavaş yavaş ısınan mutfağına geçerek biricik sevgilisine kahvaltı hazırlamaya başlamıştı…
Avrupa’da bir otelin deposunda, “artık bize yakışmıyor” denilerek rafa kaldırılan bir ceket, Gambiya’da bir çocuğun hayatını değiştiriyor.
İmâmı Gazâlî (1058-1111), “Kimyâ-yı Saâdet” isimli eserinde, “Kendi Nefsini Bilmek” başlığını taşıyan bölüme şöyle başlıyor:
Yaklaşan sevgililer günü ile ilgili görüşlerimi içimden geldiği gibi paylaşmak istedim. Doğum günleri dışında özel günlerin tek güne mal edilmesine karşı olduğum için benim umurumda değil.
Milliyetçi kesimin; okuyan, sorgulayan, cesur ve dik duruşlu isimlerinden Cazım Gürbüz bu dünyadan ayrıldı.
Peygamberler Peygamberi’nin ilk halifesi. İslam Devleti’nin ilk reisi. En büyük sahabî Hz. Ebubekir’i bir daha anlıyorum. Vefatında eski hırkasını “Bu beyt-ül mâlindir. Hazineye koyunuz” tarzındaki vasiyetinin mânâsını bu kadar seneden sonra bir daha ve derinden anlıyorum.
Yedi Dünya Kupası ve yedi Avrupa Şampiyonası izlemiş bir gazeteci olarak açıkça söylüyorum: Senegal sahada oynadığı futbolla kupayı hak etti, buna itirazım yok.
Taner Ay, basınımızda çok okuyan, düşünen ve yazan nitelikli aydınlarımızdan biridir. Zengin bir hafıza koleksiyonu vardır. Eski güzel İstanbul’u semtleriyle, insanlarıyla iyi bilir. Karar gazetesindeki yazılarını kaçırmadan okurum. Geçen haftaki yazısında ülkemizde giderek derinleşen okuma sorunumuza değiniyor. Yazının başlığı şöyle : “TÜRK KÜLTÜRÜNE HİZMET VAKFI'NI KAÇ KİŞİ BİLİYOR?”
İnsan hayatının şekillenmesinde; “gördüğü, duyduğu, bildiği, sevdiği, korktuğu, baktığı, yaptığı veya yapmadığı” bütün davranışlarının payı vardır.
4 Şubat 1926 tarihinde, hukuk tarihinde görülmemiş bir muameleyle idam edilen Atıf Hoca, 1876 yılında İskilip’in Toy hane köyünde dünyaya gelmiştir. Bir müddet muallimlik yaptıktan sonra 1910 yılında medreseler müfettişi olmuştur. Bu arada Beyanül Hak, Sıratı Müstakîm-Sebilürreşat, Mahfel mecmuaları ile Alemdar gazetesinde yazıları yayınlanır.

