Prof. Dr. SADIK KEMAL TURAL: 1946 yılında Kırıkkale’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini doğduğu şehirde yaptı. Fark derslerini vererek Samsun İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. DTCF’de başladığı yükseköğrenimini, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı.
Prof. Dr. Sadık K. Tural: 820-920 yılları arasında Asya’daki Türk topluluklarından oluşan nüfusun büyük çoğunluğu İslâm dinine girdi. 1100 yılı sonlarına kadar, İslâmî kavram ve terimlerin bir kısmı Türkçe kelimelerle karşılandı. Meal ve tefsir çabalarında Türkçenin öz gücünden yararlanıldı.
Prof. Dr. Sadık K. Tural: Kelimelerin yazımı , seslerin yazıda gösterilmesi öncelikle, o dilin alfabesinin imkânlarının da yer aldığı, ortak tercih, mutlak sayılan mutabakat demektir. Alfabesinin bir sonucu olarak, Alman dilinde Ş sesi tek harf/işaret ile gösterilmemekte iki yolla yazılmaktadır: 1. sch =ş, 2. sp(şp), st(şt)... C sesi, dsch ile karşılanmaktadır: Hodscha... Ç sesi ise, tsch olmak üzere dört işaretten oluşan bir telaffuzun karşılığı olan kelimeler kurmaktadır: Deutsch (Alman ve Almanca), Deutschland (Almanya)... Arap dilinde birden fazla S sesi ve işareti bulunur ve bu sesleri karşılayan sad, sin, peltek s üç ayrı işarettir. Z sesi için de durum aynıdır: Zel, zı, zad... Fransızların üç ayrı E’si olduğunu, İngiliz ve ABD’nin de sh=ş olarak kullandığını söyleyip bir genelleme yapabiliriz:
Prof. Dr . Sadık K. Tural: O ğuz Beyefendi, Allah’ın insanın beş duyusuna güzel olanı arama, güzelliğe yönelme özelliği koyduğunu siz iyi bilirsiniz; göz, kulak, burun, dil veya cilt denilen organların, güzel olarak etiketlediği olaylar, durumlar, varlıklar vardır. Seslerin, kokuların, tatların, görüntülerin, dokunmaya bağlı uyarımların bir kısmı güzel, bir kısmı vasat, bir kısmı sıradan, bir kısmı ham veya çirkindir.
Prof. Dr. Sadık K. Tural: Hangi dinden, inançtan olursa olsun bütün insanlara seslenmek isterim: Ruh kavramını kullanırken çok dikkat edilmelidir. Rabb, insana “Kendi ruhumdan üfledim.” dediğine göre, o ruha, o ilâhî öz-yapı malzemesine ait ‘kıvamı’ bozmadığımız sürece, beri ile öte arasındaki incelikleri kavrayabiliriz, gereğini yapabiliriz.
Prof. Dr. Sadık K. Tural: Arap diline ait -ki Kur’ân’da da böyle geçer- e satîril evvelîn ifadesi, tarihlendirilenemeyecek devirlerde geçtiği düşünülerek anlatıla gelen olaylardır. Bu türden olaylarda rol alan kahramanlar ve anti kahramanlar insanüstü güçlere sahiptir.
Prof. Dr. Sadık K. Tural: Cehâlete karşı çıkmak için, yanlışın yayılmasını önlemek için, hem duyarlı hem de bilgili olmak gerekir, sanıyorum. Tarihî şahsiyetler, olaylar, mekânlar, durumlar ve eşya konusunda gülünç sayılacak hatalar ayrı, çirkin ve ayıp, kötü niyetli, kirli bilgi yayma özelliği taşıyan saygısızlıklar ayrıdır.
Prof. Dr. Sadık K. Tural: Anlatanın veya yazanın şahidi olmadığı zamanlara ait muteber kaynaklara dayanan ‘geçmiş bilgisi’ne tarih diyoruz. Geçmişe ait bilgiyi tartışması az, taraflılıktan uzak olma şartlarını taşıyan bir yapı ile teferruattan arındırarak yazma işlemine tarihçilik denilebilir.
Dr. Tural: Sormak, seviyeli sorulara cevap aramak yetişkin olmanın da bilimin, bilgeliğin ve sanatın da ön şartıdır. Sosyal adaletli bir hayat isteyenler, dışa bağımlılığı kabul etmeyenler, başkalarınca sömürülmeye razı olmayanlar soru sormayı bir hak, cevap aramayı bir görev konumuna taşımalıdır. Yeni bilgi ve teknolojinin, yeni eserlerin üretilmesi ve yeni kavramlara bağlı ihtiyacın giderilmesi soru sormayı hayatın en vazgeçilmezi yapmaktan geçer.
Prof. Dr. Sadık Kemal Tural: Oğuz Beyefendi, Allah sizden râzı olsun; kimseyi kıskanmadan böyle bir faâliyette bulunmanız, fevkalâde mühim ve hayırlı bir hizmettir. Aklımızın erdiğini, dilimizin döndüğünü, doğru saydığımızı söylememize aracılık etmeniz, birçok kişiyi ve pek tabiî ki beni minnet altında bırakıyor. Çok teşekkürler ederim.
Prof. Sâdık K. Tural: İnsan gerçek sandıkları ve saydıkları ile değişmez hakîkat, derin hikmet arasında gelgitler yaşayan bir canlı. Bu hâllerin bir kısmı hikâye etme yoluyla oluşturulmuş metinlere yansıtılmaktadır. Bu yansımaların da taşıyan özel bir yapı olan tahkiyeli metinlerin tahlilinin yöntemli olması gerektiği açıktır.
İleten, bilgisi görgüsü birikimi sezgisi ve dile olan hâkimiyeti bakımdan kendisini yeterli sayanlar tahkiyeli eser var etmektedirler. Roman, hikâye, piyes veya senaryo yazarları kendilerinin gözlemlediği bizzat yaşadığı, duyduğu ama içinde başka insanların da duymasını gereken incelikler bilgiler davranışlar ve değerler bulunduğuna inandığı halleri bir vakanın üzerinden anlatmak istiyorlar. Bunu anlatan insanların mizaçları çok önemli. O mizacın yanı başında, okumaya işitmeye ve yaşamış olmaya dayalı birikimleri çok önemli.
Prof. Dr. Sâdık K. Tural: Türk dilinde tahkiyeli ifadenin en eski karşılığı nedir, bilmiyorum; ama, bazı insanların ölümünden sonra özellikle de ağıtçı, sığıtcı, yugıtçı denilen insanların o şahsa ait küçük anekdotları günlerce manzum sayılacak bir tarzda anlattıkları biliniyor. (Anadolu’da bu türden ağıt yakma, ağıt etme yoluyla tahkiyecikler sunma işlemleri 20. yüzyıl sonlarına kadar yaşadığının şahidiyim.) Küçük bir olaya dayalı hikâyelendirme işlemine keleçü denildiğini düşünüyorum. Keleçü sözü Yunus Emre’nin bir nazmında ve daha sonraki eserlerde de hikmetli (vak’alı) söz anlamına gelmektedir.
Prof. Dr. Sâdık K. Tural: Bilginler bilgeler ve şâirler ile tahkiyeli eser yazarları varlıklar dünyâsından kendilerine ulaşan bilgilerin uyarımların adlandırılmasını ve anlatılmasını farklıca yapmak hakkını kullanırlar. Bu onların hür irâdeleriyle gerçekleştirdiği bir adlandırma, anlamlandırma ve anlatmadır.
Prof. Dr. Sâdık K. Tural: Anlatma adını verdiğimiz sözlü veya yazılı iletiye bağlı kompozisyon, anlatanın ilgi çekme niyetiyle yapılandırılmaktadır. İlgilenilmek, beğenilmek, başkalarının dikkatini üzerinde toplayarak saygı ve îtibar görmek her insan için -dozu farklı bir -beklenti ve çabadır. Söze dayanan kompozisyon var edenler anlatımı güzel ve etkili kılmak için özen göstererek bir iklim yapılandırırlar. Bu yapılandırma hayatın gerçeğinin yaşanmış veya yaşanmakta olanın aynen anlatılması değil gerçeğimsileştirilmesidir.
Prof. Dr. Sâdık K. Tural: Anlatma adını verdiğimiz sözlü veya yazılı iletiye bağlı kompozisyon, anlatanın ilgi çekme niyetiyle yapılandırılmaktadır. İlginilmek, beğenilmek, başkalarının dikkatini üzerinde toplayarak saygı ve îtibar görmek her insan için -dozu farklı bir -beklenti ve çabadır. Söze dayanan kompozisyon var edenler anlatımı güzel ve etkili kılmak için özen göstererek bir iklim yapılandırırlar. Bu yapılandırma hayatın gerçeğinin yaşanmış veya yaşanmakta olanın aynen anlatılması değil gerçeğimsileştirilmesidir.
Prof. Dr. Sâdık K. Tural: Her insan daima ihtiyaç ile bağlı, bağlantılı ve sarılıdır. Her insan, zamana, yaşına, cinsiyetine, bilgi birikimine, sosyal ve kültürel konumuna göre başka varlıklara bağlı ve bağlantılıdır Arapçadan alınıp Türkçeleştirdiğimiz kelimelerden biri, ‘ ihtiyaç ’ adını taşıyor. İhtiyaç, eksikliği duyulan, edinilmesi mutlaka beklenen, yokluğu ve/veya yoksunluğu için tepki verilen maddî veya mânevî varlıklar anlamına gelmektedir.
Halkın adâlet, güvenlik içinde çilesi az bir hayat yaşaması, sayıları bini bulan üst yöneticinin görevidir. Üst yöneticilerin kibriyle halktan kopmasını önlemek için, hem de halkın ve ayarı bozulanların uyarılması için tahkiyeli eserler -özellikle de gelenekli tahkiye- çok önemli bir edebî, felsefî ve sosyolojik yaygın eğitim aracı olagelmiştir. Kırk Vezir Hikâyesi gelenekli tahkiyenin temsilcilerindendir.
Prof. Dr. Sâdık K. Tural: Maslov’un yaptığı bu piramitte, sağlıklı sayılan her insanda ergenlikten ölünceye kadar bütün dönemler için geçerli olan muhtaçlıklar listelenmiştir… Temel ihtiyaçlar sayılan beslenme, sağlık, meslek sâhibi olma gibi Maslov’un alt basamaklarda yer verdiği ihtiyaçların birçoğu gerçekleştirilmeden zekâ merkezleri enerjilenemez. Beslenme, boşaltım, sağlık nasıl zorunlu ihtiyaçlar olarak görülüyorsa, özgüven, iş bitirmek, başarılı olmak da zorunlu ihtiyaçlar sayılmalıdır. Maslov’un ihtiyaç saydıklarına ek olmak üzere ben de ‘ anlatmak ihtiyacı ’ maddesini eklemek istiyorum. Her yaşta farklı yansımaları olan anlatma ihtiyacı da her basamakta etkili birincil bir ihtiyaçtır.
Prof. Dr. Tural: ‘Kendisi olma’, bilinçli (meşru, saldırgan olmayan, haddini bilen) bir gerçekleşmeye dönüştüğünde insana olumlu enerjiler ve yönlenmeler kazandırmaktadır. Bu konuda felsefecilerin, psikolog ve psikiyatri hekimlerinin birbirinden çok uzak olmayan görüşleri bulunmaktadır.